Makaleler

DEVLET ADAMLARI PEYGAMBER YA DA EVLİYA DEĞİLDİR (19.6.2018 Yeni Çağrı)

Geçen haftaki yazımda Birleşmiş Milletler Teşkilatı’na üye 193 devlet içinde, en sıhhatli sıralama kriteri olan cari fiyatlarla yani nominal Gayri Safi Yurtiçi Hâsıla (GSYH) büyüklüğü bakımından ilk 20 devletin hükûmet başkanlarını, yaşlarına ve devlet yönetimindeki tecrübelerine göre incelemiş ve makalemi şöyle bitirmiştim:

“Liste incelendiğinde en genç hükûmet başkanının 40 yaşındaki Macron, en yaşlı olanın ise 82 yaşındaki Kral Selman bin Abdülaziz olduğu görülür. Erdoğan 64 yaşındadır. Hükûmet başkanlığı süresi bakımından ise bu 20 lider arasında Putin’in ardından Erdoğan gelmektedir. Onları, hükûmet başkanlığında 13. senesini süren Merkel takip etmektedir.

Devlet yönetiminde böyle bir tecrübeyi, kişisel çıkarlar veya partizanca düşüncelerle gözden çıkarmayı düşünmek, her şeyden önce akla aykırıdır. Şunu unutmamalıdır ki tamamen kusursuz lider bulmak imkânsızdır. 15 yıldır gözümüzün önünde olan ve ne yapıp ne yapmadığını bildiğimiz, her türlü badireden geçmiş, dünyanın en tecrübeli bir liderine bu defa tam yetkiyle görev vermek dururken sonu belirsiz bir maceraya atılmak, herhâlde en son düşünülecek hareket tarzı olmalıdır.”

Değerli bir büyüğüm bu yazımda “Toptancı bir değerlendirme yaptığımı, buna şaşırdığını, iyileri tek tek yazıp hataları toptan geçiştirdiğimi, fayda/maliyet hesaplarına hiç temas etmediğimi ve bunun bir nakisa olduğunu, parayı sadece yazısının para yapmadığını, turasına da bakılmasının faydalı olacağını” bildirerek Mehmet Şevket Eygi’nin Millî Gazete’deki 15.6.2018 tarihli ‘Bayramda Manzara’ isimli yazısına bakılmasını tavsiye eden bir mail gönderdi.

SADECE TECRÜBE HARİTASI ÇIKARDIM

Bu tenkit üzerine doğrusu ben de şaşırdım. Çünkü yazımda irdelediğim yegâne husus, Dünya Bankası’nın yaptığı bir listedeki ilk 20 devletin hükûmet başkanlarının, devlet yönetimindeki tecrübeleri idi. Ayrıca “Bu demek değildir ki bu süre içinde hiç hata yapılmadı. Ama değerlendirme yapılırken nihai kararı, doğruların yanlışlardan fazla olup olmadığına bakarak vermelidir.” diyerek bazı konularda hata yapıldığını zaten ima etmiştim. Bu hataların bir kısmını Erdoğan da kabul ediyor ve çeşitli platformlarda açık açık söylüyor. FETÖ’cülere aldanması ve eğitimin bir türlü düzene girmemesi gibi.

Kanaatime göre özellikle yönetimde, tecrübenin önemini inkâr edemeyiz. Yani tecrübe, devlet yönetiminde kesinlikle artı bir değerdir. Yoksa devlet adamları haşa ne peygamberdir ne de evliyadır. Hata yapmışlardır ve yapacaklardır. Milyonlarca insanı barındıran bir ülkeyi idare ederken çoğu zaman hem kendi hataları hem de emrindeki diğer yöneticilerin hataları sebebiyle yanlışa düşebilirler. Çevresini saran kötü niyetli, riyakâr insanlar tarafından yanıltılabilirler. Bu hususlar tarih boyunca vuku bulmuş olup bundan sonra da vuku bulacaktır. Esas olan hataların en aza indirilebilmesidir. Sıfır hata, insan için mümkün değildir. İşte benim önceki yazımda yaptığım şey, tecrübesi çok olanın daha az hata yapacağını söylemek, dolayısıyla tercih edilmesinin daha mantıklı olacağını bildirmektir.

ŞEVKET EYGİ NE DİYOR?

Şevket Eygi büyüğümüzü 1975’ten beri tanırım ve yazılarını takip ederim. Yukarıda bahsedilen son yazısında yazdıklarını, yıllardan beri belki yüzüncü defa yazmıştır. Saydıkları genel temenniler olup hükûmetle doğrudan bir alakası yoktur.

Mesela “Türkiye’miz bir Müslüman ülkedir ama bir İslam ülkesi olmaktan çıkmıştır.” diyor. Türkiye’miz onun kastettiği manada Osmanlı yıkıldığından beri, hatta 1908’den beri İslam ülkesi değildir.

“En büyük kaybımız beş vakit namaz kılanların yüzde ona (belki de altına) düşmüş olmasıdır. Bir İslam toplumu namazı yitirirse yıkılır.” diyor. 81 milyona dayanan nüfusumuzdan 15 ve daha üzeri yaştaki 61 milyon yetişkinin tamamını bu bakımdan nasıl kategorize ettiğini ve namaz kılanların sayısının %10’un altına düştüğünü nasıl bulduğunu bilmiyorum. Tam aksine namaz kılanların sayısının eskiye göre arttığı kanaatindeyim.

“Bu sene de mübarek Ramazan’da her yerde açıkça yenildi içildi. İslam’a, Müslümanlara saygı gösterilmedi.” diyor. 60 yaşımı geçtim. Oruç yenmeyen bir Ramazan ve oruç yemeyi yasaklayan bir hükûmet hatırlamıyorum.

“İslam ahlakından uzaklaşmış durumdayız. Toplumu azgınlıklar (fuhşiyyat) sarmıştır. Bunun sonu iyi olmaz. Bazı büyük gazeteler ve TV’ler çok rezil müstehcen yayın yapıyor, zayıf iradelileri azdırıyor, bir yığın tacize, tecavüze, cinayete sebep oluyor.” diyor. Önceki zamanlarda, mesela 1970’lerde fuhşiyyat daha çoktu. Aksine AKParti hükûmetlerinin fuhşiyyatla mücadelesi, muhaliflerinin en fazla tenkit ettikleri hususlardandır.

“Türkiye’nin uluslararası şeffaflık ve temizlik notu çok düşüktür. (100 üzerinden 41). Bu notla ayakta duramayız.” diyor. Uluslararası Şeffaflık Örgütü, bazı anketleri esas alarak oluşturduğu listede ABD’yi, İsrail’i, Almanya’yı bu bakımdan en temiz ülkeler olarak belirtmektedir. İki yüzlü, çifte standartlı, bir insan Müslümansa, onun hayatına evinde beslediği kedisi, köpeği kadar değer vermeyen ülkeleri öne çıkaran bu örgüte neden güveneyim?

“Şifahî kültür yozluğu ve güdüklüğü ortalığı kasıp kavuruyor. Millî kimlik ve kültürümüz erozyona uğruyor.” diyor. Şahsen ben millî kimliğin canlandırılması için eskiye göre daha fazla gayret gösterildiği kanaatindeyim.

“Cep telefonu kitlesel bir bela ve afet haline gelmiş, milyonlarca insanımızın akıl ve beden sağlığını tehdit etmektedir.” diyor. Doğru ben de bu durumdan şikayetçiyim. Ama dünya üzerinde cep telefonunu yasaklayan bir ülke bilmiyorum.

Velhasıl Eygi büyüğümüzün yazdığı maddeler bu minvalde uzayıp gidiyor. Bir fikir sahibi olmanız bakımından bir kısmını aktardım. Fark edeceğiniz gibi şikâyet ettiği hususların büyük bölümü devletle değil kişilerle ilgilidir.

EN BÜYÜK İCRAAT: DİNDARLARA HÜRRİYET

Kilometrelerce uzunlukta duble yollar, köprüler, metrolar, hava alanları, millî silahlar, hastaneler, üniversiteler tabi ki güzel hizmetlerdir. Ancak Erdoğan hükûmetlerinin benim nazarımdaki en büyük icraatı, aslında Anayasa ile güvence altına alınan ama hep sözde kalan ve gerçek manada uygulanmayan “vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyeti ile düşünce ve kanaatlerini yayma hürriyeti”ni hayata geçirmesidir.

Şu anda şükürler olsun, dinimizi yaşamanın ve yaymanın önünde hiçbir engel kalmamıştır. Bütün devlet dairelerinde, okullarda namaz kılacak yer vardır. Liselere, üniversitelere baş örtüsü ile girilebilmektedir. Memurlar baş örtüsü ile görev yapabilmektedir. Velhasıl Müslümanlığını yaşamak isteyenlere öz yurdunda böcek muamelesi yapılan dönemlerden bu günlere gelinmiştir.

Bu konuda kimse beni ikna etmeye kalkışmasın. 1998 yılında, yarbay olacağım sene ordudan atılma endişesiyle emekliliğimi istedim. Suçum, görevimdeki herhangi bir eksikliğim değildi. Aksine meslek hayatı hep başarılarla dolu bir subaydım. O sırada çok önemli bir askerî fabrikanın teknik müdürüydüm. Tek kusurum eşimin başını örtmesiydi. Bu ise o zaman için çok büyük bir suçtu. Ordudan Şura kararıyla bu şekilde ihraç edilenlere yargı yolu da kapalıydı. Ordudan sırf bu sebeple atılanlar, hiçbir devlet dairesinde, belediyede görev alamayacağı gibi özel sektöre, holdinglere bile listeler gönderiliyor, “Biz bu kişileri ordudan ihraç ettik. Siz de şirketlerinizde zinhar iş vermeyin.” diye talimat veriliyordu. Yani bakmakla yükümlü oldukları eşi ve çocukları ile birlikte bir anlamda ölüme mahkûm ediliyorlardı.

BAŞI ÖRTÜLÜLER ARABİSTAN’A GİTSİN!

Devletin Cumhurbaşkanı bile “Başı örtülüler Suudi Arabistan’a gitsinler!” diyordu. Devletin Başbakanı Meclis’teki yemin törenine başı örtülü olarak gelen milletvekilini, Meclis kürsüsünden “Burası devlete meydan okunacak yer değildir. Bu hanıma haddini bildiriniz!” diyerek dışarı attırıyordu. Kız öğrenciler üniversitelerde, ikna odalarında manevi işkenceye tabi tutuluyor, mezuniyet törenlerinde aşağılanıyor, tartaklanıyor ve okul birincisi olsalar bile salondan çıkarılıyorlardı. Askerlerimizin başı örtülü anaları, oğullarının yemin törenlerine alınmıyordu.

O dönemde medyanın büyük bölümü bu yapılanlara alkış tutuyor, inancını yaşamak isteyenlere her taraftan müthiş bir baskı uygulanıyordu. Şu anda hürriyet ve demokrasi havarisi kesilenler, o zamanlar ölü taklidi yapıyor, dolayısıyla yapılan bu zulmü zımnen de olsa destekliyorlardı. Bu zulüm çok değil daha 15 sene öncesine kadar yapıldığı gibi Erdoğan döneminin belli döneminde bile tamamen kırılamadı, devam etti. İnsanımız çok acı çekti. 

Dindar insanlarımızın şu anda elde ettiği bu hürriyet, paha biçilmeyecek kıymettedir. O sebeple bu nimetin kıymetini bilmeli, ele geçmesinde gayreti bulunanları takdir etme erdemini göstermelidir. Yakın ve uzak tarihimizdeki örnekleri düşünerek hataya düşmemelidir.

 Bu makale, 19 Haziran 2018 tarihli Yeni Çağrı Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

https://www.yenicagri.com/wp-content/uploads/2018/06/yeni-cagri-gazetesi-19-haziran-2018-sali-tarihli-gazete-sayfalari-6.jpg

DÜNYANIN EN TECRÜBELİ LİDERLERİ (12.6.2018 Yeni Çağrı)

24 Haziran 2018 tarihinde yapılacak Cumhurbaşkanı Seçimi ve 27. Dönem Milletvekili Genel Seçimine iki haftadan az bir süre kaldı. Geçmiş yıllardaki seçimlerin de her biri bir sebeple önemli idi. Ancak bu seçim gerçekten de çok farklı bir seçim olacaktır.

Bizim milletimizin en ufak bir olumsuzluk sebebiyle hükûmeti suçlama ve tecrübeli idarecileri değiştirme gibi geçmişten gelen bir itiyadı vardır. Şu anda da muhalefet partilerinin “Artık tamam!”, “Değiştir!” gibi sloganlarında bu eğilim kendini göstermektedir.

Erdoğan muhaliflerinin bütün bu partizanca bakış açısıyla kötüleme kampanyalarına rağmen son 15 yılda hemen her konuda ilerleme kaydettiğimiz bir gerçektir. Elini vicdanına koyan her aklıselim sahibi vatandaş bunu teslim eder. Bu demek değildir ki bu süre içinde hiç hata yapılmadı. Ama değerlendirme yapılırken nihai karar, doğruların yanlışlardan fazla olup olmadığına bakılarak verilmelidir.

GÜNÜMÜZÜN EN GÜÇLÜ DEVLETLERİ

Günümüzde Birleşmiş Milletler Teşkilatı’na kayıtlı üye devlet sayısı 193’tür. Bu devletleri çok çeşitli kriterlere göre sıralamak mümkündür. Ancak en sıhhatli sıralama kriteri, cari fiyatlarla yani nominal Gayri Safi Yurtiçi Hâsıla (GSYH) değeridir. Zaten bu kıstasa göre sıralanmış ülkelerden sekizi (ABD, Japonya, Almanya, Birleşik Krallık, Fransa, İtalya, Kanada ve Rusya), G8 olarak bir forum oluşturmuş olup dünya nüfusunun yaklaşık %14’ünü teşkil ederler. Buna karşılık dünya ekonomisinin yaklaşık %65’ine hükmederler. 8-9 Haziran 2018 günlerinde, Kanada’nın Quebec şehri yakınlarındaki Charlevoix kasabasında 44. defa toplanan, ekonomisi en gelişmiş 8 ülkenin bulunduğu bu grup, 2014’te Ukrayna-Kırım krizi gerekçe gösterilerek Rusya’nın üyeliğinin askıya alınması sonucu G8’ken G7 olmuştu.

G20 grubu ülkeleri ise, G8 ülkelerine ilaveten Arjantin, Avustralya, Brezilya, Çin, Endonezya, Güney Afrika, Güney Kore, Hindistan, Meksika, Suudi Arabistan, Türkiye ve Avrupa Birliği’nden meydana geliyor. G20 ülkeleri, GSYH bakımından dünya ekonomisinin %80’ini oluştururken, dünya ticaretinin de dörtte üçünü gerçekleştiriyor. G20 ülkelerinin nüfusu ise dünya nüfusunun üçte ikisine denk geliyor.

Dünya Bankası’nın 2017 yılı GSYH büyüklüklerine göre yaptığı son sıralama -rakamlar devletlerin küresel ekonomideki payını göstermektedir- ise şöyle:

1- Amerika Birleşik Devletleri %24,32, 2- Çin %14,84, 3- Japonya %5,91, 4- Almanya %4,54, 5- Birleşik Krallık %3,85, 6- Fransa %3,26, 7- Hindistan %2,83, 8- İtalya %2,46, 9- Brezilya %2,39, 10- Kanada %2,09, 11- Güney Kore %1,86, 12- Avustralya %1,81, 13- Rusya %1,8, 14- İspanya %1,62, 15- Meksika %1,54, 16- Endonezya %1,16, 17- Hollanda %1,01, 18- Türkiye %0,97, 19- İsviçre %0,9, 20- Suudi Arabistan %0,87.

AKLA ZARAR ENGELLEMELER

Başka değişik kıstaslara göre 17. hatta 13. sırada olduğumuz listeler var. Her halükârda ilk 20’de olduğumuz kesindir. 15 yılda yakaladığımız pozitif yöndeki ivme pek çok engelle karşılaşsa da 2002’de 236 milyar dolar olan GSYH rakamımız, bugün 850 milyar doları aşmış bulunmaktadır. Bu engellerin vahametini, ne yazık ki gereği gibi takdir edemiyor, başımıza gelenleri çok çabuk unutuyoruz. Bir solukta sayabileceğimiz 17 Mayıs 2006 Danıştay saldırısı, 2007’deki Cumhuriyet mitingleri, yine 2007’deki cumhurbaşkanlığı seçiminde 367 krizi, 27 Nisan 2007 e-muhtıra, 2008’de iktidar partisini kapatma davası, 7 Şubat 2012 MİT krizi, 2013’teki Gezi Parkı olayları, 17-25 Aralık 2013 darbe girişimi ve nihayet 15 Temmuz 2016 askerî darbe kalkışması küçümsenecek engellemeler midir?

Merkezi Londra’da bulunan ve dünyanın en büyük mali denetleme şirketlerinden olan PricewaterhouseCoopers (PwC), Türkiye’nin 2050 yılında 5.184 trilyon dolar ile dünyanın en büyük 11. ekonomisine sahip olacağını bildirmektedir. PwC tarafından hazırlanan diğer bir rapora göre ise E7 olarak adlandırılan Çin, Hindistan, Brezilya, Rusya, Meksika, Endonezya ve Türkiye ekonomileri 2020 yılında, şu andaki G7 ekonomilerinden daha büyük olacak.

LİDERLER ATLASI

Şimdi de bu 20 ülkenin hükûmet başkanlarını, yaşlarına ve devlet yönetimindeki tecrübelerine göre irdeleyelim.

1- Amerika Birleşik Devletleri: Başkan Donald Trump, 14 Haziran 1946 doğumlu, 20 Ocak 2017’de seçildi.

2- Çin: Başbakan Li Keqiang, 1 Temmuz 1955 doğumlu,16 Mart 2013’den beri görevde.

3- Japonya: Başbakan Shinzo Abe, 21 Eylül 1954 doğumlu, 26 Eylül 2006’de seçildi.

4- Almanya: Şansölye Angela Merkel, 17 Temmuz 1954 doğumlu, 22 Kasım 2005’ten beri görevde.

5- Birleşik Krallık: Başbakan Theresa May, 1 Ekim 1956 doğumlu, 13 Temmuz 2016’dan beri görevde.

6- Fransa: Başkan Emmanuel Macron, 21 Aralık 1977 doğumlu, 14 Mayıs 2017’de seçildi.

7- Hindistan: Başbakan Narendra Modi, 17 Eylül 1950 doğumlu, 26 Mayıs 2014’te seçildi.

8- İtalya: Başbakan Giuseppe Conte, 8 Ağustos 1964 doğumlu, 1 Haziran 2018’den beri görevde.

9- Brezilya: Başkan Michel Temer, 23 Eylül 1940 doğumlu, 31 Ağustos 2016’da seçildi.

10- Kanada: Başbakan Justin Trudeau, 25 Aralık 1971 doğumlu, 4 Kasım 2015’ten beri görevde.

11- Güney Kore: Başbakan Lee Nak-yeon, 20 Aralık 1951 doğumlu, 1 Haziran 2017’den beri görevde.

12- Avustralya: Başbakan Malcolm Turnbull, 24 Ekim 1954 doğumlu, 15 Eylül 2015’ten beri görevde.

13- Rusya: Başkan Vladimir Putin, 7 Ekim 1952 doğumlu, 31 Aralık 1999’dan beri başkan veya başbakan.

14- İspanya: Başbakan Pedro Sanchez, 29 Şubat 1972 doğumlu, 2 Haziran 2018’den beri görevde.

15- Meksika: Başkan Enrique Pena Nieto, 20 Temmuz 1966 doğumlu, 1 Aralık 2012’de seçildi.

16- Endonezya: Başkan Joko Widodo, 21 Haziran 1961 doğumlu, 20 Ekim 2014’de seçildi.

17- Hollanda: Başbakan Mark Rutte, 14 Şubat 1967 doğumlu, 14 Ekim 2010’dan beri görevde.

18- Türkiye: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 26 Şubat 1954 doğumlu, 14 Mart 2003’ten beri başbakan ve cumhurbaşkanı.

19- İsviçre: Başkan Alain Berset, 9 Nisan 1972 doğumlu, 1 Ocak 2018’den beri görevde.

20- Suudi Arabistan: Kral Selman bin Abdülaziz, 31 Aralık 1935 doğumlu, 23 Ocak 2015’de tahta geçti.

Liste incelendiğinde en genç hükûmet başkanının 40 yaşındaki Macron, en yaşlı olanın ise 82 yaşındaki Kral Selman bin Abdülaziz olduğu görülür. Erdoğan 64 yaşındadır. Hükûmet başkanlığı süresi bakımından ise bu 20 lider arasında Putin’in ardından Erdoğan gelmektedir. Onları, hükûmet başkanlığında 13. senesini süren Merkel takip etmektedir. 

Devlet yönetiminde böyle bir tecrübeyi, kişisel çıkarlar veya partizanca düşüncelerle gözden çıkarmayı düşünmek, her şeyden önce akla aykırıdır. Şunu unutmamalıdır ki tamamen kusursuz lider bulmak imkansızdır. 15 yıldır gözümüzün önünde olan ve ne yapıp ne yapmadığını bildiğimiz, her türlü badireden geçmiş, dünyanın en tecrübeli bir liderine bu defa tam yetkiyle görev vermek dururken sonu belirsiz bir maceraya atılmak, herhâlde en son düşünülecek hareket tarzı olmalıdır. 24 Haziran seçimlerinin, milletimize ve memleketimize hayırlar getirmesini temenni ediyorum.

 Bu makale, 12 Haziran 2018 tarihli Yeni Çağrı Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

https://www.yenicagri.com/wp-content/uploads/2018/06/yeni-cagri-gazetesi-12-haziran-2018-sali-tarihli-gazete-sayfalari-6.jpg

SÜLEYMANİYE CAMİİ’NİN 461. AÇILIŞ YIL DÖNÜMÜ (5.6.2018 Yeni Çağrı)

Osmanlı padişahları içinde en uzun müddet tahtta kalan, malumunuz olduğu üzere 45 yıl, 11 ay ve 15 gün ile Kanunî Sultan Süleyman Han’dır. Babası Yavuz Sultan Selim Han’ın vefatı üzerine 1520 yılında padişah oldu. Bu sırada 25 yaşındaydı. Babasından üç kıtaya yayılmış 6.557.000 kilometrekarelik bir ülke devralmıştı. Vefatında ise oğluna 14.893.000 kilometrekare toprak devretti. Kendi devrinde fethedilip de vefat ettiği 1566 yılına kadar elde tutulamayan 1.000.000 kilometrekare toprak bu hesabın dışındadır.

Kanunî Sultan Süleyman Han’ın 46 yıllık saltanatı büyük ölçüde seferlerde geçti. Sadrazamları, kapdan-ı deryaları ve diğer serdar-ı ekremlerinin gerçekleştirdiği seferler dışında, padişahın bizzat ordunun başında olduğu seferlere sefer-i hümayun denir. 10 yıldan daha fazla bir süreyi, 13 adet sefer-i hümayun sırasında İstanbul dışında geçirmiştir.

Devrinde Osmanlı Devleti, tereddütsüz dünyanın birinci devletidir. Onun ihtişamında bir hükümdarı, dünya tarihçilerinin de ittifakıyla henüz ne Türk tarihi ne de cihan tarihi kaydetmemiştir. Avrupalılar onu kendi dillerinde “muhteşem, büyük” manasına gelen “le Magnifique, the Magnificent” lakabıyla zikrederler.

DİRAYETLİ YARDIMCILAR

Devrinde Cenabı Hakk’ın bir lütfu olarak yardımcıları da kendi sahalarında hep parlak şahsiyetlerdi. Sadrazamları Makbul İbrahim Paşa (12 yıl, 8 ay), Rüstem Paşa (14 yıl, 7 ay); şeyhülislamları Kemalpaşa-zade Ahmed Efendi (8 yıl, 6 ay), Ebussuud Efendi 21 yıl); kapdan-ı deryaları Barbaros Hayreddin Paşa (12 yıl), Sokollu Mehmed Paşa (4 yıl), Sinan Paşa (4 yıl), Piyale Paşa (12 yıl) ve mimarbaşısı, mimarların şahı Mimar Sinan’dı (27 yıl).

Mimar Sinan Kanunî’nin vefatından sonra oğlu Sultan İkinci Selim Han ve torunu Sultan Üçüncü Murad Han devirlerinde de vazifesine devam etmiştir. Mimarbaşı olarak 49 yıl hizmetten sonra 17 Temmuz 1588 tarihinde İstanbul’da vefat ettiğinde ardında bugün dahi çoğu ayakta olan yüzlerce eser bırakmıştır.

Bazı kaynaklara göre Mimar Sinan 81 camii, 51 mescit, 55 medrese, 26 dârülkurrâ, 17 türbe, 17 imarethane, 3 darüşşifa, 5 su yolu, 8 köprü, 20 kervansaray, 36 saray, 8 mahzen ve 48 hamam olmak üzere 375 eser inşa etmiştir. Aslında döneme ait bütün kaynaklar karşılaştırıldığında, 452 yapıdan oluşan bir liste ortaya çıkar. Edirne'de yaptığı ve “Ustalık eserim.” dediği Selimiye Camii, UNESCO’nun Dünya Kültür Mirası listesindedir. Mimar Sinan’ın son derece sade bir yapı olan açık türbesi, Süleymaniye Külliyesi Haliç duvarının önündedir.

Mimar Sinan’ın hayatıyla ilgili en geniş bilgiler, yakın dostu olan şair Sâî Mustafa Çelebi tarafından, kendisinin sağlığında kaleme alınan ve onun ağzından hayat hikâyesinin ve eserlerinin anlatıldığı Tezkiretü’l-Bünyân isimli eserde bulunur.

KALFALIK ESERİ: SÜLEYMANİYE CAMİİ

Bu yazımda ibadete açılışının 461. sene-i devriyesi olması hasebiyle merhum Mimar Sinan’ın “Kalfalık eserim.” dediği Süleymaniye Camii’ni ele alacağım.

Osmanlı mimari geleneğine uygun olarak cami, külliyedeki çeşitli eğitim, sağlık ve ibadet amaçlı yapılardan sadece biri ancak en önemlisidir. Yaklaşık altmış dönümlük arazi üzerinde caminin yanı sıra farklı derecelerde eğitim veren medreseler, dârülhadis, tıp medresesi, şifâhâne, dârülkurrâ, sıbyan mektebi, dârüzziyâfe, tabhâne, han, hamam, türbeler, hazire ve çok sayıda sıra dükkân yer alır. Evliya Çelebi bütün yapılarla birlikte bu külliyenin “bin kubbe” ile örtülü olduğunu, 3000 kişinin burada hizmet verdiğini yazmaktadır.

İLK TAŞI EBUSSUUD EFENDİ KOYUYOR

Kanunî Sultan Süleyman Han ve vezirlerinin de hazır bulunduğu temel atma töreninde, Şeyhülislâm Ebussuud Efendi ilk temel taşını gelenek olduğu üzere mihrap duvarının yükseleceği mahalle yerleştirmiştir. Kaynaklarda temel atma tarihi 957 (1550) yılı diye belirtilmekle birlikte ay ve gün konusu tartışmalıdır. Tezkiretü’l-Bünyân’da eserlerinden bazılarına başlama ve bitirme tarihleri gösterilmiş olduğu hâlde Süleymaniye Camii için yalnız “Bir vakt-i şerif ve bir saat-i sa’d ü latîfde ol câmi-i münîfe temel uruldu ve kurbanlar kesilüp fukarâ ve sulehâya bî-nihaye in’âm ve ihsânla mübaşeret olundu.” denilmiştir. En kuvvetli rivayete nazaran 27 Cemâziyelevvel 957 Cuma günü (13 Haziran 1550) temel atma günü olarak kabul edilebilir.

Bu muazzam külliyenin açılış tarihi olarak genelde 964 (1557) tarihi verilse de ay ve gün konusunda yine ihtilaf vardır. Her ne kadar cami halkın ve sultanın gözünde, kurşun kaplamalar ve yaldızlı hilâl şeklindeki alemin ana kubbeye dikilmesiyle tamamlanmış olsa da cami çevresindeki diğer yapılar tamamlandıkça şerbetler dağıtılmış, bahşişler verilip kurbanlar kesilmiştir. Dolayısıyla aslında birden fazla açılış vardır. Kaynaklarda caminin ibadete açılış tarihi olarak 9 Şaban 964 (7 Haziran 1557) Pazartesi, 8 Şevvâl 964 (4 Ağustos 1557) Çarşamba ve 21 Zilhicce 964 (15 Ekim 1557) Cuma günlerine tesadüf edilir. İsmail Hami Danişmend, açılışın yaz başlarında olduğuna işaret eden bir rivayete dayanarak 7 Haziran 1557 tarihini kabul etmiştir.

“YÂ FETTÂH!” DEYİP AÇTIM

Mimar Sinan açılış gününü Tezkiretü’l-Bünyân’da şöyle anlatır:

“Miftâh-ı münîf-i bâb-ı şerîfi saadetle dest-i mübâreklerine verdim. Duâ eyleyüp el kavuşturup durdum. Saadetlü Padişah Odabaşı tarafına müteveccih olup ‘Feth-i bâb-ı camiye elyak ve ahrâ kim ola?’ dediklerinde o da ‘Padişahım, Mimar Ağa bendeniz bir pîr-i azîzdir, bu bâbda cümleden elyak ol emekdâr kulundur’ deyince Sultan Süleyman Han, ‘Bu bina eylediğin Beytullâhı sıdk u safâ ve duâ ile yine sen açmak evlâdır’ deyü duâ ve senâ ile miftâhı cân u dilden verince nice kez ‘Yâ Fettâh!’ deyip açtım.”

Süleymaniye Camii İstanbul’da yapılan ilk dört minareli camidir. Her minare avlunun bir köşesine inşa edilmiştir. Bu minarelerden iki tanesi, zeminden alem ucuna kadar 76 metre ve diğer iki tanesi de 56 metre yüksekliğindedir. 76 metrelik minarelerde üç şerefe varken, 56 metrelik minarelerde ikişer şerefe vardır. Toplam 10 adet şerefe, Kanuni Sultan Süleyman Han’ın Osmanlı Devleti’nin onuncu, dört minare ise İstanbul’un fethinden sonraki dördüncü padişah olduğunu bildirir.

Cami ve şadırvanın bulunduğu iç avlu, uzun kenarı 216 metre, kısa kenarı ise 144 metre olan geniş bir dış avlu ile çevrilmiştir. Dış avlunun 11, şadırvanın bulunduğu iç avlunun üç, caminin kapalı mekanının, bugün kullanılmayan Hünkâr ve Müezzin kapıları ile birlikte beş kapısı vardır. Mimar Sinan’ın türbesine giden merdivenli kapı ile birlikte toplam yirmi kapı olmaktadır.

CAMİNİN BAZI SIRLARI

Elektriğin keşfedilmediği devirlerde, caminin aynı anda beş bin kişinin namaz kılabildiği kapalı alanında gece aydınlatması, ince demir askılar üzerindeki yağ kandilleri ve mumlarla yapılırdı. Yüzlerce kandilden yükselen is, belirli bir hava akımıyla ana giriş kapısının üstünde yer alan ve “is odası” diye bilinen bir odada toplanmakta, böylece cami duvarları ve kubbelerinin is nedeni ile kararması önlenmekteydi. İs odasının duvarlarında biriken bu isler zaman zaman kazınır, mürekkep yapılarak hattatlara verilirdi. Bu mürekkeple yazılan hatların rengi asırlarca bozulmadan kalmakta, ilk yazıldığı günkü canlılığını muhafaza etmektedir.

Yerden kilit taşına kadar 53 metre yüksekliğinde ve 27,40 m çapındaki devasa ana kubbe, bu denli geniş bir açıklığı örtmeye hizmet ederken kapalı alanda çıkan bütün sesleri toplayarak akustik konusunda bazı problemleri de beraberinde getireceğinden, diğer büyük camilerde olduğu gibi Süleymaniye’de de dahiyane bir uygulamaya başvurulmuştur. Ağız kısımları iç mekâna dönük olmak üzere daha kubbe örülürken kubbe çeperi içine belirli seviyelerde yerleştirilen 50 cm boyunda altmış dört adet küp sayesinde etkili bir ses düzeni sağlanmıştır. Ayrıca küplerin içi boş olduğundan kubbe çeperi hem sağlamlaşmakta hem de yük hafiflemektedir.

Caminin avizelerine yer yer içi boşaltılmış deve kuşu yumurtaları asılmıştır. Deve kuşu yumurtalarından etrafa yayılan, ancak insanlar tarafından algılanamayan bir koku, haşereleri özellikle de örümcekleri camiden uzak tutmakta, böylece temizlenmesi güç kubbeleri kirletmeleri önlenmektedir. 

Cenabı Hak başta Kanunî Sultan Süleyman Han ve Mimar Sinan olmak üzere, 461 senedir ayakta olan bu mübarek mabedin yapılmasında ve asırlar boyunca tamir edilmesinde emeği geçenlerden razı olsun.

 Bu makale, 5 Haziran 2018 tarihli Yeni Çağrı Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

https://www.yenicagri.com/wp-content/uploads/2018/06/yeni-cagri-gazetesi-5-haziran-2018-sali-tarihli-gazete-sayfalari-6.jpg

DUA EDİN BANA DOSTLAR (4.6.2015)

Bugün benim doğum günüm

Hây-u-hûyla geçti ömrüm

Elli yedi yaşı aştım

Dua edin bana dostlar

 

Bunca yıl an gibi geçti

Sevdiklerim bir bir göçtü

Hain nefsim haddi aştı

Dua edin bana dostlar

 

Akla kara hep karıştı

Dostluğa riya bulaştı

Yaşım kemale erişti

Dua edin bana dostlar


Çoluk, çocuk, sırça konak

"Muhakkak fitne" diyor Hak

Kim kaldı geriye bir bak

Dua edin bana dostlar


Sözümü sen hayıra yor

Seyret işin sonunu gör

Şükür, mutlak adalet var

Dua edin bana dostlar


4 Haziran 2015

İstanbul


Bunca sene ölçtüm, biçtim

Bazen durdum, bazen taştım

Ben altmışı bugün geçtim

Dua edin bana dostlar


Dedem, babam, annem öldü

Yüreğime ateş saldı

Kafir nefis ibret m'aldı?

Dua edin bana dostlar


Efendim de gelip geçti

Altmış biri ancak aştı

O sevdiğine kavuştu

Dua edin bana dostlar


İster gürle, istersen es

Sayılıdır, biter nefes 

Yıkılırsın, kesilir ses

Dua edin bana dostlar


Yüzü aşsam faydası ne?

Yığdığım mal kalır kime?

Hayır düşsün nasibime

Dua edin bana dostlar


4 Haziran 2018

 

İstanbul


İNGİLTERE’NİN KRALİYET DÜĞÜNÜ (29.5.2018 Yeni Çağrı)

19 Mayıs 2018 günü Londra’da yapılan kraliyet düğünü hem İngiltere’de hem de diğer ülkelerde gündem oldu. Yazılı ve görüntülü medya, Kraliçe İkinci Elizabeth’in büyük oğlu ve İngiltere veliaht prensi Charles’ın küçük oğlu Prens Henry’nin -bilinen adıyla Harry- Amerikalı dizi oyuncusu Rachel Meghan Markle ile evlenme törenine bol bol yer verdiler.

Görkemli kraliyet düğünü Londra’da, eski İngiliz krallarının da gömülü olduğu Windsor Kalesi’ndeki 15. yüzyıldan kalma Aziz George Şapeli’nde yapıldı. Şapel İngiliz Kraliyet Ailesi’nin bu tür özel etkinlikler için yıllardır birinci tercihi. Çiftin evlilik yeminlerini baba, oğul ve kutsal ruh üzerine Canterbury Başpiskoposu Justin Welby ettirdi. Gelin Miss Markle -artık Sussex Düşesi- Afro-Amerikan kökenli bir melez. Amerikan vatandaşı, dul ve evlendiği Prens Harry’den 3 yaş büyük. İngiliz gazetelerinin iddiasına göre eski kocası gibi babası da bir Yahudi. Ayrıca gelinin babasının, geçirdiği kalp ameliyatı sebebiyle değil, karıştığı bir skandaldan dolayı düğüne katılmaması, ablasının düğüne davet edilmemesiyle ilgili Twitter üzerinden yakınmaları, eltisi Kate Middleton’ın düğüne daha önce giydiği bir elbiseyle gelmesi, gelinin düğünün görkemiyle uyumlu olmayan sade bir gelinlik giymesi gibi daha pek çok konu, İngiliz dedikodu gazetelerinin gündeme taşıdığı başlıklar arasında yer aldı. Diğer bir bilgi de düğünün toplamda 45 milyon dolara mal olduğu ve güvenlik dışındaki bütün masrafları, Kraliçe İkinci Elizabeth ve Prens Charles’ın bizzat ceplerinden karşıladığı.

Kraliyet düğünü ile gerekli gereksiz bütün bu malumatı verdikten sonra “parlamenter anayasal monarşi” ile yönetilen İngiltere tahtının durumuna bir bakalım. Bizim, Osmanlı’dan beri İngiltere dediğimiz devletin resmî ismi “Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı”dır. Kısaca “Birleşik Krallık” deniyor. 6 Şubat 1952’den beri tahtta bulunan Kraliçe İkinci Elizabeth, torununun torunu olduğu Kraliçe Victoria’nın 64 yıl, 7 ay ve 2 günlük saltanat müddeti rekorunu çoktan geçmiş bulunuyor. Geçen ayın 24’ünde 92. yaş gününü kutlayan Kraliçe, 1200 yıllık İngiltere tarihinde bir rekor olmak üzere şu sıralar 67. saltanat yılını sürüyor.

İNGİLTERE TAHTININ VERASET SIRASI

Şu anda İngiltere tahtının veraset sırası şöyle:

1) Prens Charles: Galler Prensi, Kraliçe İkinci Elizabeth’in büyük oğlu, 70 yaşında

2) Prens William: Cambridge Dükü, Prens Charles’ın büyük oğlu, 36 yaşında

3) Prens George: Prens William’ın büyük oğlu, 5 yaşında

4) Prenses Charlotte: Prens William’ın kızı, 3 yaşında

5) Prens Louis: Prens William’ın küçük oğlu, 1 aylık

6) Prens Harry: Sussex Dükü, Prens Charles’ın küçük oğlu, 34 yaşında

7) Prens Andrew: York Dükü, Kraliçe İkinci Elizabeth’in ortanca oğlu, 58 yaşında

8) Prenses Beatrice: Prens Andrew’un büyük kızı, 30 yaşında

9) Prenses Eugenie: Prens Andrew’un küçük kızı, 28 yaşında

10) Prens Edward: Wessex Kontu, Kraliçe İkinci Elizabeth’in küçük oğlu, 54 yaşında

11) Prens James: Prens Edward’ın oğlu, 11 yaşında

12) Prenses Louise: Prens Edward’ın kızı, 15 yaşında

13) Prenses Anne: Kraliçe İkinci Elizabeth’in kızı, 68 yaşında

14) Peter Phillips: Prenses Anne’ın oğlu, 41 yaşında

15) Savannah Phillips: Peter Phillips’in büyük kızı, 8 yaşında

16) Isla Phillips: Peter Phillips’in küçük kızı, 6 yaşında

17) Michael (Zara) Tindall: Prenses Anne’ın kızı, 37 yaşında

18) Mia Tindall: Zara Tindall’in kızı, 4 yaşında

Bundan sonra Kraliçe’nin müteveffa kız kardeşi Prenses Margaret’in çocuk ve torunları yer alıyor. Annesinin tahta geçtiği 1952 yılından yani 4 yaşından beri veliaht olan Prens Charles’a bile sıranın ne zaman geleceği belli değilken listeyi uzatmak anlamsız. Zaten İngiliz Kraliyet Ailesi’nin resmi internet sitesi (www.royal.uk/succession) bile 17 kişiyi vermekle yetinmiş.

Fark edeceğiniz gibi İngiliz tahtının veraset sisteminde Osmanlı’dan farklı olarak kadınlar da yer alabilmekte ve üst sıralardaki prenslerin oğulları ve kızları, kendilerinden yaşça büyük amcalarının ve çocuklarının önüne geçmektedir. Ayrıca önceden kadınlar, erkek kardeşleri doğdukça onların arkasında sıralanıyordu. 2013’te çıkarılan bir kanunla, geriye işlememek üzere veraset sırasındaki kadınların yeri artık değişmiyor. Yani kardeşler, cinsiyet ayırımı olmaksızın yaşlarına göre sıralanıyorlar.

KRALİÇE İKİNCİ ELİZABETH KİMDİR?

Kraliçe’nin babası İngiltere Kralı Altıncı George’tur (saltanatı: 1936-1952). Onun babası Kral Beşinci George (saltanatı: 1910-1936), onun babası Kral Yedinci Edward (saltanatı: 1901-1910), onun annesi Kraliçe Victoria (saltanatı: 1837-1901), onun babası Kent Dükü Prens Edward, onun babası Kral Üçüncü George (saltanatı: 1760-1820), onun babası Galler Prensi Frederick, onun babası Kral İkinci George (saltanatı: 1727-1760), onun babası Kral Birinci George (saltanatı: 1714-1727), onun annesi Prenses Sophia, onun annesi Bohemya Kraliçesi Elizabeth, onun babası Kral Birinci James (saltanatı:1603-1625), onun annesi İskoçya Kraliçesi Mary, onun babası İskoçya Kralı Beşinci James, onun annesi İskoçya Kraliçesi Margaret, onun babası Kral Yedinci Henry (saltanatı: 1485-1509), onun annesi Prenses Margaret, onun babası Somerset Dükü John Beaufort, onun babası Dorset Markisi John Beaufort, onun babası Lancaster Dükü Prens John of Gaunt, onun babası Kral Üçüncü Edward (saltanatı: 1327-1377), onun babası Kral İkinci Edward (saltanatı: 1307-1327), onun babası Kral Birinci Edward (saltanatı: 1272-1307), onun babası Kral Üçüncü Henry (saltanatı: 1216-1272), onun babası Kral John (saltanatı: 1199-1216), onun babası Kral İkinci Henry (saltanatı: 1154-1189), onun annesi Almanya İmparatoriçesi Mathilde, onun babası Kral Birinci Henry (saltanatı: 1100-1135), onun babası Kral Birinci William (saltanatı: 1066-1087). Kraliçe’nin nasıl bir soydan geldiği yeterince anlaşılmış olduğu düşüncesiyle bu kolu burada kesiyorum.

ENDÜLÜS ABBÂDÎ HÜKÜMDARINA DAYANAN ŞECERE

Kraliçe’nin şeceresine başka bir koldan, İskoçya Kraliçesi Margaret’in babası Kral Yedinci Henry’den değil de annesi İngiltere Kraliçesi Elizabeth’ten devam edelim. Onun babası Kral Dördüncü Edward (saltanatı: 1461-1483), onun babası York Dükü Richard, onun babası Cambridge Kontu Richard, onun annesi York Düşesi İsabella, onun annesi Kastilya Kralı Pedro’nun eşi Maria de Padilla, onun annesi Maria Fernandez de Henestrosa, onun annesi Aldonza Ramirez de Cifontes, onun annesi Aldonza Gonsalez Giron, onun annesi Sancha Rodriguez de Lara, onun babası Rodrigo Rodriguez de Lara, onun annesi Sancha Alfonsez, onun annesi Kastilya Kraliçesi Zaida (İsabella), onun babası Endülüs Emevîleri’nden sonra Sevilla’da 68 yıl hüküm süren Abbâdîler’in 3. ve son hükümdarı Muhammed b. Abbâd el-Mu’temid (saltanatı: 1069-1091).

Sözü nereye vardıracağımı merak ediyorsunuz biliyorum. Hemen söyleyeyim. Bu son Abbâdî hükümdarı bazı rivayetlere göre Peygamber efendimizin torunu Hazreti Hasan’ın oğlu Hüseyin’in kızı Zehra’nın 12. göbekten torunu oluyor. Bu rivayetin sıhhatiyle ilgi şüpheler bir yana, Kastilya ve Leon Kralı Altıncı Alfonzo’nun eşlerinden biri olan ve Hristiyan yapılarak adı Maria İsabella olarak değiştirilen Zaide’nin, el-Mu’temid’in kızı olmadığı, kendinden önce ölen oğlunun dul eşi hatta cariyesi olduğu yönünde iddialar vardır. 

Her şeyin doğrusunu Cenabı Hak bilir diyelim ve yazımızı şöyle bağlayalım. Kraliçe İkinci Elizabeth 6 Mart 1961’de eşiyle birlikte Ankara’ya ilk ziyaretini yapıp Cumhurbaşkanı Org. Cemal Gürsel’le görüştüğü zaman 35 yaşında idi. Esenboğa Hava Alanı’nda yapılan 35 dakikalık görüşmede Menderes ve iki arkadaşının idam cezalarının müebbete çevrilmelerini Türkiye Cumhuriyeti’nin dostu sıfatıyla rica etti. Ama cuntacı yüzbaşı ve binbaşıların esiri konumunda olan Gürsel’de bunu yapacak iktidar yoktu. Nitekim bu görüşmeden altı ay sonra devletimiz için yüzkarası olan infazlar yapıldı. Menfur 1960 ihtilalinin 58. yıl dönümünde başta Adnan Menderes olmak üzere şehit devlet adamlarımızı rahmetle yâd ediyorum.

 Bu makale, 29 Mayıs 2018 tarihli Yeni Çağrı Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

https://www.yenicagri.com/wp-content/uploads/2018/05/yeni-cagri-gazetesi-29-mayis-2018-sali-tarihli-gazete-sayfalari-6.jpg

Saturday the 23rd. Telif Hakkı © 2012 http://www.ibrahimpazan.com Her hakkı saklıdır.
Copyright 2012

©