YÂD ELLERDE VEFAT EDEN ŞEHZADE’NİN ARDINDAN…

Yazdır

Bir garip ölmüş diyeler

Üç günden sonra duyalar

Soğuk su ile yuyalar

Şöyle garip bencileyin

 

Yunus Emre Hazretlerinin bu şiiri, biz “hâzır olsak sorulmayan, gâib olsak aranmayan garipler için söylenseydi yadırgamaya hiç gerek yoktu. Ama Osmanlı İmparatorluğu’nu 22 yıl yönetmiş Sultan Abdülmecid Han’ın torunu bir şehzadenin bir ay önce vefatı ve defninde yaşananlar için aynı şeyi söyleyemeyiz.

Osmanlı Hanedan ailesi 1924 Mart’ında vatandan çıkarıldıktan sonra maddi ve manevi çok sıkıntılar çekti. Mal varlıklarından yoksun bırakılarak 3-5 ayda bitecek bir para ile sınır dışı edilen bu insanlara, aslında ölümden daha ağır bir ceza verildi. 50 sene yaban ellerde hayatın acımasız dişlileri arasında öğütülmeleri sağlandı. Maişetlerini kazanmak için bir şehzadeye ve sultana yakıştıramayacağımız işleri yapmak, yabancılarla evlenmek zorunda kaldılar. Bazıları sefalet içinde öldü, cenazeleri bile ortada kaldı. Hâlbuki bu memleketi 623 yıl yönetmiş bir hanedanın torunları olarak ölümlerinin üç günden sonra duyulmaması lazımdı. Ama öyle olmadı, işte bazı örnekler:

Son padişah Sultan Mehmed Vahideddin Han 15 Mayıs 1926 gecesi İtalya’nın San Remo şehrinde kalp krizi geçirerek vefat etti. Esnafa olan borçlar sebebiyle eşyasına ve tabutuna haciz konuldu. Cenazesi tam bir ay yaşadığı evin bir odasında bekletildi. Nihayet borçlar ödendi. Bu defa da defni için yer arandı. Şam’a götürülüp Sultan Selim Camii’nin bahçesine gömüldüğünde, vefatının üzerinden en az 49 gün geçmişti.

Sultan İkinci Abdülhamid Han’ın oğullarından Şehzade Ahmed Nuri Efendi Nice’te seyyar satıcılık yaparak hayatını idame ettirmeye çalışırken 1944 yılının Ağustos ayında bir parkta açlık ve hastalıktan ölmüş olarak bulundu. Kimsesizler mezarlığına defnedildi.

Yine Sultan İkinci Abdülhamid Han’ın oğullarından Şehzade Mehmed Burhaneddin Efendi 2 Haziran 1949’da New York’ta vefat etti. Cenazesi bir gemi ile İstanbul’a getirildi. Ancak Hükümet geminin limana girmesine bile izin vermedi. Açıkta demirleyen geminin yolcuları karaya sandallarla çıktılar. Aynı gemi Şehzade’nin cenazesini Beyrut’a götürdü. Oradan da Şam’a nakledilip Sultan Selim Camii’nin bahçesine defnedildi.

Sultan İkinci Abdülhamid Han’ın diğer bir oğlu Şehzade Abdürrahim Hayri Efendi, sürgünün acılarına, yoksulluk ve hastalığa dayanamayarak 1 Ocak 1952 yılbaşı gecesi sabaha doğru Paris’te bir otel odasında uyku ilacı içerek intihar etti. Paris’te Bobigny Müslüman Mezarlığı’na gömüldü.

Sultan İkinci Abdülhamid Han’ın oğullarından Şehzade Mehmed Abdülkadir Efendi’nin oğlu Şehzade Mehmed Orhan Efendi, Hanedan reisiydi. 12 Mart 1994’te Nice’te yaşadığı 30 metrekarelik apartman dairesinde yalnız olarak vefat etti. Ölüsü 2 gün sonra ziyaretine gelen kuzeni Melike Hanımsultan tarafından bulundu. Cenaze namazını yabancı işçilerin gittikleri bir kafeden bulunup para ile getirilen dört Tunuslu kıldı. Nice’teki karma mezarlıktaki mezarı yıllarca yapılmayıp Belediye’ye mezar yeri için ödenmesi gereken para yatırılmayınca 2010’da mezarı boşaltıldı. Kemikleri sahipsiz kimselerin kemiklerinin konulduğu umumi bir çukura atıldı.

6 Mart 1924 gecesi Sirkeci’den kalkan bir trenle vatandan çıkan Hanedan mensupları içinde en ilginci herhalde annesinin karnında olan Osman Bayezid Efendi idi. 24 Haziran 1924 günü Paris’te dünyaya geldi. İkinci Dünya Harbi yıllarında ailesiyle New York’a gitti. 40 yıl bir kütüphanede çalışarak buradan emekli oldu. Annesine bakmak için hiç evlenmedi. Çok nazik, cömert ve kültürlü bir zattı. 2009’da Hanedan reisi olmuştu. New York’taki mütevazı apartman dairesinde emekli maaşıyla geçinir, zaman zaman İstanbul’a gelirdi. 2011 yılındaki ziyaretinde ben de kendisiyle tanışmak şerefine nail olmuştum.

Osman Bayezid Efendi 6 Ocak 2017 günü Türkiye saatiyle 21.30’da, New York’ta 92 yaşında hayata gözlerini yumdu.

Sağlığında New York’ta defnedilmesini istediği söylendi ise de bu hususta yazılı bir vasiyeti yoktu. İstanbul’da medfun padişah dedelerinin dışında, annesi, teyzeleri ve diğer akrabalarının mezarları da Karacaahmet’te idi. Osmanlı Hanedanı’nın hayattaki erkek âzâları, yani şehzadelerin en yaşlısı sıfatıyla Hanedan reisi olan bir şehzadenin İstanbul’a getirilip vatanında defnedilmesi çok münasip olurdu.

Bu hususta sosyal medyada kendi çapımda bir kampanya yürüttüm. Cumhurbaşkanımıza mail gönderdim, New York Başkonsolosumuza mesaj yolladım ve telefonla ulaşmaya çalıştım ama muvaffak olamadım.

Şehzade’ye New York’a bağlı bir ada olan Long Island’da, kuş uçmaz kervan geçmez bir yerdeki Washington Memorial Park isimli bir mezarlıkta yer bulundu. Az sayıda cemaatin kıldığı cenaze namazında Türkiye Cumhuriyeti’ni sadece New York Başkonsolosu temsil etti.

50 yıl vatana sokmadığımız, sürgünün kâğıt üzerinde kalktığı 1974’ten beri de yeterince ilgilenmediğimiz bu ecdat yadigârına karşı bence sınıfta kaldık. Padişah dedelerinin ruhlarını şad etme fırsatını değerlendiremedik. Şimdilik sahranın ortasında bir tepecik halinde olan Şehzade’nin mezarı, temenni ederiz ki merhum Mehmed Orhan Efendi’ninkinin akıbetine uğramasın. 

Merhum Şehzade’nin ruhu ve bütün geçmişlerimizin ruhu için el-Fatiha…

Bu makale, 7 Şubat 2017 tarihli Yeni Çağrı Gazetesi’nde yayınlanmıştır.


http://www.yenicagri.com/wp-content/uploads//2017/02/yeni-cagri-gazetesi-7-subat-2017-sali-tarihli-gazete-sayfalari-6.jpg

  

Yorumunuzu yazın...

    Friday the 18th. Telif Hakkı © 2012 http://www.ibrahimpazan.com Her hakkı saklıdır.
    Copyright 2012

    ©