SÜRGÜNÜN 93. YILDÖNÜMÜ

Yazdır

93 yıl önce bu günlerde çıkarılan bir kanunla Halifelik kaldırılmış, ayrıca Osmanlı Devleti’ni kesintisiz olarak 623 sene yöneten Osmanlı Hanedanı’nın, en yaşlısından kundaktaki bebeğine kadar bütün üye ve mensupları vatandan çıkarılarak sürgüne gönderilmişti. Bir an için 1920’lere giderek yakın tarihimizin bu önemli gelişmesine nasıl gelindiğine bir bakalım.

23 Nisan 1920’de Ankara’da açılan Büyük Millet Meclisi’nin 24 Nisan 1920 Cumartesi günkü ikinci birleşiminde, Ankara milletvekili Mustafa Kemal Paşa uzun konuşmasının bir yerinde “Osmanlı Devleti diğer herhangi bir devlet gibi hükümdarının cismâni nüfuzu etrafında şekillenmiş değildir. Saltanat makamı aynı zamanda Hilâfet makamı olduğundan Padişahımız, İslâm toplumunun da reisidir. Çalışmalarımızın birinci gayesi ise, Saltanat ve Hilafet makamlarının ayrılmasını amaçlayan düşmanlarımıza Milli İrade’nin buna uygun olmadığını göstermek ve bu kutsal makamları yabancı esaretinden kurtararak ülü’l-emrin yetkisini, düşmanın tehdit ve zorlamasından serbest kılmaktır.” diyerek Ankara hükümetinin esas amacının, Saltanat’ın Hilafet’le birlikte muhafaza edilmesi olduğunu vurgulamıştı (Büyük Millet Meclisi Zabıt Ceridesi, c. 1, Ankara 1920, s. 35).

Büyük Millet Meclisi’nin 25 Nisan 1920 Pazar günkü üçüncü birleşiminde, daha önceki birleşimde alınan karar gereği hazırlanan “Büyük Millet Meclisi’nin Memlekete Beyannamesi” başlığı altında bir metin, Antalya milletvekili Hamdullah Subhi (Tanrıöver) Bey tarafından okunarak alkışlarla kabul edilmiş ve Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal Paşa imzasıyla yayınlanmıştı. Bu beyannamede Meclis’in, “Halife ve Padişahımızı düşmanın baskısından kurtarmak, Anadolu’nun parça parça şunun bunun elinde kalmasına mani olmak, payitahtımızı yine Anavatan’a bağlamak için” çalıştığı anlatılıyor, “Biz vekilleriniz Cenabı Hak ve Resul-i Ekrem’i adına yemin ederiz ki Padişah’a ve Halife’ye isyan sözü bir yalandan ibarettir” deniyor ve “Allah’ın laneti düşmana yardım eden hainlerin üzerine olsun, rahmet ve yardımı Halife ve Padişahımızı, millet ve vatanı kurtarmak için çalışanların üzerinden eksik olmasın!” duasıyla sona eriyordu (Büyük Millet Meclisi Zabıt Ceridesi, c. 1, Ankara 1920, s. 64-65). Fakat şartlar zaman içinde öyle gelişti ki bu tarihten 2,5 sene sonra saltanat, 4 sene kadar sonra da halifelik kaldırıldı.

İlk aşamada, 1 Kasım 1922’de Meclis’te alınan 307 numaralı “Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılıp TBMM Hükümeti kurulduğuna dair Genel Kurul kararı” ve 308 numaralı “TBMM’nin, hâkimiyet ve hükümranlık haklarının gerçek temsilcisi olduğuna dair Genel Kurul Kararı” ile “İstanbul’daki padişahlığın kaldırılmış olup yerine Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin geçtiği” belirtiliyor ve “Hilafet, Hanedan-ı Âl-i Osman’a ait olup halifeliğe Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından, bu hanedanın ilmen ve ahlaken en olgun ve en iyi olanı seçilir” deniyordu (3. Tertip Düstur, c. 3, Ankara 1953, s. 149 ve 152).

Bu kararın akabinde 36. ve son Osmanlı padişahı Sultan Vahîdeddin 17 Kasım 1922 günü, oğlu Şehzade Mehmed Ertuğrul Efendi ve maiyeti ile birlikte vatanı terk etti. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 18 Kasım 1922 tarihindeki kapalı oturumlarında, Sultan Abdülaziz Han’ın oğlu Şehzade Abdülmecid Efendi’nin halife seçilmesi kararlaştırıldı (T.B.M.M. Gizli Celse Zabıtları, c. 3, Ankara 1985, s. 1063). Ardından geçilen açık oturumdaki halife seçimine 162 milletvekili katıldı. Kararlaştırıldığı gibi Abdülmecid Efendi’ye 148 oy çıktı. Neticeyi değiştirmeyeceğinden, Meclis’in en yaşlı şehzadeyi değil, istediği şehzadeyi seçebileceğini göstermek için Sultan İkinci Abdülhamid Han’ın oğullarından Şehzade Mehmed Selim Efendi’ye 3, Şehzade Abdürrahim Hayri Efendi’ye de 2 oy verildi. 9 oy da boş çıktı (Türkiye Büyük Millet Meclisi Zabıt Ceridesi, c. 24, Ankara 1922, s. 584).

Meclis’in kendisini halife seçtiği, 19 Kasım 1922 günü Abdülmecid Efendi’ye tebliğ edildi. Halife’nin Topkapı Sarayı’ndaki biat kabul merasimi 24 Kasım 1922 Cuma günü gerçekleşti. Ancak aradan daha 16 ay geçmemişti ki 29 Şubat 1924 günü çıktığı Cuma selamlığı, Halife’nin son Cuma selamlığı oldu. TBMM, çıkardığı “Hilâfetin ilgâ ve Hanedan-ı Osmanî’nin Türkiye Cumhuriyeti memaliki haricine çıkarılmasına dair 3 Mart 1340 (1924) tarih ve 431 numaralı kanun” ile Osmanlı Hanedanı’nın, Halife başta olmak üzere saltanat iddiasında bulunabilecek bütün erkek üyelerinin yanı sıra bütün kadın üyelerinin, bu erkek ve kadın üyelerin eşlerinin, kadın üyelerin erkek ve kız çocuklarının bir hafta içinde vatan haricine çıkarılarak sürgün edilmesine karar verdi.

Sürgün kapsamındaki şehzade unvanını taşıyan 35 kişiyle birlikte son padişah ve son halife dâhil Hanedan’ın toplam 37 erkek üyesi bulunuyordu. Sultan denilen padişah ve şehzade kızları (42 kişi), bu sultanların sultanzade denilen erkek (16 kişi) ve hanımsultan denilen kız çocukları (16 kişi), ayrıca buraya kadar sayılanlardan evli olanların zevç (18 kişi) ve zevceleri (27 kişi, aslında bu kategoride olanlar, mecbur olmadığı hâlde gidenler sebebiyle 27’den daha çoktur) ile birlikte kanunun saydığı kişi sayısı asgari 156'ya ulaşmaktaydı.

Sürgün, şehzadeler dışındaki erkekler ile kadınlar için 28, şehzadeler için 50 yıl sürdü. 16 Haziran 1952’de Hanedan’ın şehzadeler dışındaki üye ve mensuplarının vatana dönmesine imkân veren kanun çıktığında, 1924’teki sürgün listesinde bulunan 42 sultandan 18’i, aradan geçen 28 yıl içinde vefat etmiş bulunuyordu. Sağ olan diğerlerinin ve bu arada doğan yeni sultanların da bu izinden faydalanıp sürekli kalmak için vatana dönmesi son derece zordu. Vatana dönme izni çıkan bir sultan veya şehzade eşi, yasaklı babasını, kocasını veya oğlunu, bulunduğu ülkede bırakıp nasıl gelecekti? Dolayısıyla bu izinden aslında, fevkalade sınırlı sayıda kişi istifade edebilmişti.

Aradan yarım asır geçtikten sonra 15 Mayıs 1974’te şehzadeler için de vatana giriş izni verildiği zaman, 1924 Mart’ında vatandan çıkarılan 37 erkek üyeden sadece 10 tanesi hayatta bulunuyordu. 42 sultandan da 14’ü sağdı. Artık yaşları ilerlemiş, çoğunun İstanbul'da ne bir arkadaşları, ne de akrabaları kalmıştı. Yâd ellerde geçen yarım asırlık uzun zaman dilimi, yaşadığımız şu mukaddes vatan topraklarında dedeleri 623 yıl hüküm sürmüş bu ailenin her bir ferdi için, kimi ilginç, kimi hüzünlü, hatta bazıları insanı ağlatacak serencamlara şahit olmuştu. Çoğu vatanı terk ederken birkaç sene sonra bu hatadan vazgeçileceği ve geri dönecekleri konusunda umut içindeydiler. Ama dünyanın dört bir yanına öyle bir savruldular, hayat değirmeninin taşları arasında, bitmek bilmeyen uzun seneler boyunca öyle bir öğütüldüler ki bu şartlar altında hâlâ varlıklarını sürdürebilmeleri, başka bir aile için kanaatime göre imkânsızdı. 

1924 Mart’ında tren ve gemilerle vatanı terk etmeye mecbur bırakılan 156 kişiden bugün sadece bir kişi hayattadır. O da şu anda Beyrut’ta yaşayan 1918 doğumlu Bilun Hanımsultan olup Sultan Abdülmecid Han’ın torunu Fatma Zehra Sultan’ın kızıdır. Hanedan’ın yaşayan üye ve mensuplarını ise başka yazılarımda ele alacağım.

Bu makale, 14 Mart 2017 tarihli Yeni Çağrı Gazetesi'nde yayınlanmıştır.


http://www.yenicagri.com/wp-content/uploads//2017/03/yeni-cagri-gazetesi-14-mart-2017-sali-tarihli-gazete-sayfalari-6.jpg

   

Yorumunuzu yazın...

    Thursday the 14th. Telif Hakkı © 2012 http://www.ibrahimpazan.com Her hakkı saklıdır.
    Copyright 2012

    ©