30 MAYIS 1876 ASKERÎ İHTİLALİ

Yazdır

Sonuncusunu 15 Temmuz 2016 tarihinde göğüslediğimiz askerî ihtilallerden bir başkasını bundan tam 141 sene evvel 1876’nın Mayıs ayında yaşamıştık. Geçen sene yaşadığımız kalkışmanın planlayıcısı yaygın kanaate göre Amerika Birleşik Devletleri idi. Diğer pek çok delilin yanı sıra kalkışmanın bir numaralı isminin hâlâ bu ülkede koruma altında olması, Türk halkının bu kanaatini her geçen gün daha da kuvvetlendirmektedir. Tabi ayrıca bütün Batı, tekmili birden bu kalkışmaya destek verip alkış tutmuştu. Bunu bizzat yaşadık ve gördük.

1876 ihtilalinin planlayıcısı ise İngiltere idi. O dönemde İngiltere’nin İstanbul’daki büyükelçilik makamında, mesleğinin 35’inci yılını süren 60’lık kurt diplomat Sir Henry Elliot bulunuyordu. İstanbul’da geçirdiği 9 yıl boyunca yürüttüğü çalışmalar, sonunda meyvesini vermişti. Birtakım devlet ricaliyle özellikle de eski sadrazam, yeni Şûra-yı Devlet Reisi Midhat Paşa ile dost olmuş, İngiliz emellerine uygun yönetime bir türlü yanaşmayan Sultan Abdülaziz Han’ın tahttan indirilmesi yönünde, İngiltere hükûmetinin maddî, manevî her türlü desteğini bunlara sunmuştu. Yürüttüğü çalışmaları finanse etmek üzere 1875 yılı İngiltere bütçesinden tahsis ettirdiği 7 milyon İngiliz altınının işe yaradığı bir gerçekti.

Dörtlü çete teşekkül ediyor

Büyükelçi Sir Henry Elliot, önce en büyük rakibi olan Rus Büyükelçisi General Ignatiev’e yakınlık gösteren Mahmud Nedim Paşa'yı, çevirdiği entrikalarla 11 Mayıs 1876 günü sadrazamlıktan düşürmüştü. Gerçi beklediği gibi ondan boşalan yere Midhat Paşa getirilmemişti ama zararı yoktu. Onun yerine, 65 yaşındaki eyyamcı ve ürkek tabiatlı Mütercim Rüşdü Paşa sadrazam yapılmıştı. Ayrıca Padişah’ın düşürülmesinden sonra makam ve para vadettiği iki paşadan biri serasker (savunma bakanı ve genelkurmay başkanı) ve diğeri devlet nazırı (bakanı) sıfatlarıyla kabineye girmişti. Bu ikili bir adım daha atmış, Padişah'ın hocası Şeyhülislâm Hasan Fehmi Efendi'yi de azlettirip yerine Padişah’a diş bileyen bir başkasını, Hasan Hayrullah Efendi'yi meşihat makamına getirtmişlerdi. Böylece Padişah’ı tahtından indirecek dörtlü çete tamamlanmış, kabinede üye olarak yerlerini almışlardı.

“Kinim dinimdir” diyen serasker

Çetenin birinci adamı Hüseyin Avni Paşa, müşir (mareşal) rütbesinde, 55 yaşında bir askerdi. 1 yıl kadar önce seraskerlik de uhdesinde olmak üzere 14 ay müddetle sadrazamlık yapmıştı. Kendinden önceki sadrazam Şirvanizade Mehmet Rüşdü Paşa'ya, Midhat Paşa ile birlikte daha o zamanlar Padişah’ın tahttan indirilmesi hususunu açmıştı. Şirvanizade sadrazam olduktan sonra bu meseleden artık bahsetmez olunca, kendisini Padişah’a gammazlamış ve azlettirmişti. Sadrazam olur olmaz yaptığı ilk işlerden biri, Şirvanizade’yi Taif’te zehirleterek öldürtmek oldu. Fakat az sonra azledilmekten kurtulamadı. Çünkü hakkındaki rüşvet iddiaları ayyuka çıkmıştı.

Daha sonra çeşitli desiselerle seraskerlik makamını ele geçirmiş, ancak saraydaki hizmetçi kalfa ve kızlarla ilişkisi ortaya çıkmıştı. Bu defa sadece azledilmekle kalmamış, rütbesi ve nişanları alınarak askerlikten tard edilmişti. Ama daha sonraları, o zamanlar yine sadrazam olan Mütercim Rüşdü Paşa tarafından affedilmesi sağlanmıştı.

Son olarak seraskerlikle birlikte sadrazamlığı da yakalamışken, yine rezil olarak azledilmesi, Padişah’a beslediği kinini daha da azdırmıştı. Hastalığını bahane ederek güya tedavi maksadıyla Avrupa’daki kaplıcalara gitmişti.

Çetenin gerçek beyni...

Sultan Abdülaziz Han'ın tahttan indirilmesinde başrolü oynayan dörtlü çetenin ikinci adamı Midhat Paşa, gerçekte beyin görevini üstlenmişti. O çeteyi, onu da Sir Henry Elliot idare ediyordu. Elçi’nin İstanbul’a geldiği yıllarda Tuna valisi olan paşa bir ara Şûra-yı Devlet reisi olup kabineye de girmişti. Valilik yaptığı dönemlerde sık sık Avrupa basınında boy göstermiş, özellikle İngilizlerce şişirilmişti. Artık o kendince İngiltere’yi de arkasına almış, Osmanlı Devleti’ndeki en yetenekli ve yeterli şahsiyetti.

Edirne valiliğine atanınca, Padişah’ın huzuruna çıkmıştı. Bu görüşmede, işi siyasete dökmüş ve mevcut sadrazam Mahmud Nedim Paşa'yı kötülemeye başlamıştı. Zaten sadrazamı değiştirme niyetinde olan Padişah, Midhat Paşa'yı sadarete getirivermişti.

Ancak, açığı olan bütçede gelir fazlası olduğunu söyleyerek Padişah’a yalan söylediğinden, sadarette daha 3 ayı dolmadan azledilivermişti. Kendisini padişahtan bile büyük gören ve ölünceye kadar sadrazamlık yapacağını uman Paşa, neye uğradığını anlamamıştı.

Daha o zamandan beri padişahına düşman olan Mithat Paşa, Mahmud Nedim Paşa'nın bu son sadrazamlığı sırasında, Hüseyin Avni Paşa'yı Bursa valiliğine sürmesi ve kendisinin de adliye nazırlığından istifa etmek zorunda kalması üzerine telâşlandı. Artık Hüseyin Avni Paşa ile birlikte birkaç yıldır üzerinde çalıştıkları, Padişah’ı tahtından indirme ve yerine kendilerine yakın gördükleri Veliahd Şehzade Murad Efendi'yi geçirme plânını hayata geçirmenin zamanı gelmişti.

Yaşlı, ürkek ve eyyamcı bir sadrazam

Sultan Abdülaziz Han'ı tahttan indiren dörtlü ekibin üçüncü şahsiyeti Sadrazam Mütercim Rüşdü Paşa'ydı. Askerlikten yetişerek müşir (mareşal) rütbesine kadar ilerlemiş, daha önce üç defa daha sadrazam olmuştu. Ancak hiçbirinde senesini dolduramamıştı. Ötede beride Padişah için “saltanatı zamanında 11 sene azledilmiş bir halde kaldım” der, kinini açığa vururdu. Ekibin en yaşlısı ve kıdemlisi olan ve o tarihte 65 yaşında bulunan Paşa, korkak ve sorumluluk taşımaz bir karaktere sahipti. Kıdemi itibariyle ölünceye kadar sadrazam kalmak amacıyla ekibe dâhil olmuştu.

Dörtlünün dördüncüsü: Şeyhülislâm

11 Mayıs 1876’daki iktidar değişikliğinde, kadronun tamamlanması ve ekibe ilmiye sınıfından bir üyenin de dâhil edilmesi için Padişah’a, “şerrullah” lâkaplı Hasan Hayrullah Efendi'nin şeyhülislâm olması için baskı yapılmıştı. Kendisi Hüseyin Avni Paşa'nın sadrazamlığı sırasında, 40 yaşında şeyhülislâm yapılmış, ancak sadrazamdan sonra gelen bu yüce makamda 38 gün kalabilmişti. Koruyucusu Hüseyin Avni Paşa gibi o da Padişah’a derin bir kin beslemeye başlamıştı. Sultan Abdülaziz Han bunun için “O, sarayda iken, müfsit imam denirdi. Rüşdü Paşa'nın tavsiyesi ile şeyhülislâm yaptık, Allah vere de, bir halt etmese.” demişti.

Plân uygulanıyor

Hüseyin Avni Paşa, ihtilal gününe birkaç gün kala Askerî Şûra Reisi Müşir (mareşal) Redif Paşa'yı elde etti. O da Harbiye ve Askerî Mektepler Nazırı (Kumandanı) Mirliva (Tümgeneral) Süleyman Hüsnü Paşa'yı kendisine tavsiye etti. Hüseyin Avni Paşa, 38 yaşındaki bu genç paşayı Seraskerlikteki makamına çağırdı ve Harbiye’den eski öğrencisini ikna etmekte güçlük çekmedi. İhtilali gerçekleştirenler arasında, Padişah’ın tahttan indirilmesinin bir vatanperverlik olacağına inanan tek adam da o idi. Ayrıca Bahriye Nazırı Kayserili Ahmed Paşa ve onun aracılığıyla Donanma Kumandanı Bahriye Mirlivası (Tümamiral) Arif Paşa ekipteki yerlerini aldılar.

Hüseyin Avni, Midhat, Mütercim Rüşdü ve Süleyman Paşalar, Padişah’ın tahttan düşürülmesi için geniş bir propagandaya giriştiler. Padişah’ı tahttan indirmek için gerekli uydurma fetva, ekip üyesi Şeyhülislâm tarafından kolayca hazırlandı.

30 Mayıs 1876 Salı günü sabahı, saat 04.30’da harekete geçtiler. Merkezi Şam’da bulunan Beşinci Ordu’dan İstanbul’a eğitilmek üzere gelen birkaç bölük Arab asıllı asker ile 300 kadar Harbiye öğrencisi, Dolmabahçe Sarayı’nı çevirdi. Kendilerine, Padişah’a suikast yapılacağı, bunu kendilerinin önleyeceği, çok şerefli bir görevi yerine getirecekleri anlatılarak yalan söylenmişti. Sultan’ın her zaman üzerine titrediği donanma da deniz tarafını kontrol altına aldı. Şiddetli bir yağmur yağıyordu. Sultan Abdülaziz Han kayıkla alınıp, ailesiyle birlikte Topkapı Sarayı’na götürülerek, büyük amcası Sultan Üçüncü Selim Han'ın şehit edildiği odaya hapsedildi.

Sultan ikinci Yavuz olarak görülüyordu...

Abdülaziz Han'ı halk sevmekte, ikinci bir Yavuz olarak görmekteydi. Üzerinde durduğu en mühim mesele ordu ve donanmanın yeniden tanzim edilmesi, yeni usullere göre tekâmül ettirilmesiydi. Avrupa’dan elde edilen kredilerin pek çoğu bu sahada sarf edilmişti. Donanma, dünyanın sayılı deniz kuvvetlerinden birisi olmuştu.

Saltanatının ikinci yılında Mısır’ı ziyaret etmişti. Kalabalık bir heyetle beraber, Mısır’a yapılan bu gezi çok gösterişli olmuştu. Yavuz Sultan Selim Han'dan sonra Mısır’a gelen ilk Osmanlı sultanına halk çılgınca sevgi gösterilerinde bulunmuştu. Sultan Abdülaziz Han, Kahire’yi at üstünde dolaşmıştı. Bu seyahat Mısır halkının devlete olan bağlılığının güçlenmesini sağlamıştı.

1867 yılında İmparator Napolyon’un davetini kabul ederek Fransa’ya gitmişti. Bu seyahatlerinde Fransa İmparatoru Üçüncü Napolyon, İngiltere Kraliçesi Victoria, Belçika Kralı İkinci Leopold, Prusya Kralı Birinci Wilhelm, Avusturya İmparatoru ve Macaristan Kralı Birinci Fransuva-Josef, Romanya Prensi Birinci Karol ile görüşmüştü. 

30 Mayıs sabahı top sesleri İngiliz Sefarethanesine kadar gelmişti. Büyükelçi Sir Henry Elliot ellerini ovuşturuyordu. Kara ve deniz ordusunu kuvvetlendiren, memleket içinde ve dışında yaptığı gezilerle ülkenin saygınlığını artıran bu hükümdarı nihayet bertaraf etmişti.

Bu makale, 16 Mayıs 2017 tarihli Yeni Çağrı Gazetesi'nde yayınlanmıştır.


http://www.yenicagri.com/wp-content/uploads/2017/05/yeni-cagri-gazetesi-16-mayis-2017-sali-tarihli-gazete-sayfalari-6.jpg

Yorumunuzu yazın...

  • Eyüp Taştekin

    Gönderilme Tarihi 2017-05-20 13:26:26

    İbrahim.......
    Yazdıklarını dikkatle okudum. Yararlandım.
    Sana tarihi ben öğrettim. Hayat; bu öğrendiklerin üzerine çok şeyler ekletmiş sana. Şimdi benden de fazlasını biliyorsun.
    Öğrencisinden çok şeyler öğrenen Öğretmen..... Hiç yadırgamıyorum, onur duyuyorum.
    Bir atasözümüzü doğruladın: Kulak ve sonradan çıkan boynuz misali.
    Selam oğlum. Gözlerinden öperim. Evindekilerin hepsine selâm...

    Yoruma cevap yazın

Monday the 26th. Telif Hakkı © 2012 http://www.ibrahimpazan.com Her hakkı saklıdır.
Copyright 2012

©