MÜFTÜLERİN NİKÂHI

Yazdır

İçişleri Bakanlığı’nca hazırlanan ve Bakanlar Kurulu’nca TBMM Başkanlığına gönderilmesi kararlaştırılan “Nüfus Hizmetleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” ile ilgili süreç geçtiğimiz Temmuz ayında başladı. “İstanbul iline bağlı ‘Eyüp’ ilçesinin adının ‘Eyüpsultan’ olarak değiştirilmesi” maddesinin de eklenmesiyle toplam 39 maddeden oluşan tasarıda pek çok yenilik bulunuyor. İşte onlardan bazıları:

·         Sağ olarak dünyaya gelen her çocuğun, doğumdan itibaren Türkiye’de otuz gün içinde nüfus müdürlüğüne, yurt dışında ise altmış gün içinde dış temsilciliğe bildirilmesi zorunludur.

·         Ölü doğan çocuklar aile kütüğüne yazılmaz. Bir doğumda birden fazla çocuk doğması halinde bunlar, doğuş sırasıyla yazılır.

·         Çocuğa konulan ad, üç adı geçmemek üzere ve kısaltma yapılmadan yazılır.

·         Haklı sebeplerin bulunması halinde aynı konuya ilişkin düzeltme yapılması hâkimden istenebilir. Ad değişikliği halinde, nüfus müdürlüğü bu kişinin çocuklarının baba veya ana adına ilişkin kaydı, soyadı değişikliğinde ise eşin ve ergin olmayan çocukların soyadını da ayrı bir davaya gerek kalmaksızın düzeltir.

·         Yazılı talepte bulunmak kaydıyla; boşandığı eşinin soyadını kullanmasına izin verilen kadının evlenmeden önceki soyadını veya eşinin soyadı ile birlikte önceki soyadını taşıyan kadının sadece eşinin soyadını kullanmak istemesi halinde, nüfus müdürlüğünce gerekli işlem yapılır.

·         Soyadı Kanununa aykırı soyadları ile yazım ve imla hatası veya düzeltme işareti kullanılmamasından kaynaklanan anlam değişiklikleri bulunan ad ve soyadları mahkeme kararı aranmaksızın il veya ilçe idare kurulunun vereceği kararla bir defaya mahsus olmak üzere değiştirilebilir.

Söz konusu kanun tasarısı, tartışmalı geçen toplantıların ardından geçtiğimiz hafta TBMM İçişleri Komisyonunda kabul edildi. Tasarı önümüzdeki günlerde Meclis Genel Kurulunda görüşüldükten sonra kabul edilip kanunlaşacak.

BİR BARDAK SUDA FIRTINA

Tasarının, bazılarını yukarıda yazdığım 39 maddesi arasında sadece bir tanesi kamuoyunda gündeme geldi. Daha doğrusu malum mahfillerce getirildi ve dedikodu mevzuu yapıldı. İşte o madde:

MADDE 6- 5490 sayılı Kanunun 22’nci maddesinin ikinci fıkrasına “dış temsilciliklere” ibaresinden sonra gelmek üzere “, il ve ilçe müftülüklerine” ibaresi eklenmiştir.

5490 sayılı Kanunun, evlendirme memurunun tanımının yapıldığı 22’nci maddesindeki ilgili ibareye de bir bakalım:

Evlendirme memuru; belediye bulunan yerlerde belediye başkanı veya bu işle görevlendireceği memur, köylerde muhtardır. Bakanlık, il nüfus ve vatandaşlık müdürlüklerine, nüfus müdürlüklerine ve dış temsilciliklere evlendirme memurluğu yetkisi ve görevi verebilir.

Bir bardak suda fırtına koparılan bu değişiklik aslında neydi? Yukarıda aktardığım maddelerinden açıkça anlaşıldığı üzere belediye başkanları veya görevlendireceği memurlar ile muhtarlar evlendirme memuru olarak tanımlanmış. Ayrıca İçişleri Bakanlığı il ve ilçe nüfus müdürlükleri ile dış temsilciliklere evlendirme memurluğu yetki ve görevini verebiliyor. Kanun değişikliği ile Bakanlığın evlendirme memurluğu yetki ve görevi verebileceği makamlara il ve ilçe müftüleri de eklenmiş oluyor.

Ne var bunda diyecek olursanız, bize göre de yok. Gel gör ki din denilince özellikle de İslam denilince tüyleri diken diken olan bazı odaklar işi dallandırıp budaklandırmakta ve konuyu olmadık mecralara sürüklemektedir. Mesela İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi ve İstanbul Kadın Kuruluşları Birliği yaptıkları basın açıklamasında, bu değişiklikle “Türkiye Cumhuriyeti’nin laiklik niteliğini koruma amacını güden, Anayasa’nın 174. maddesi ile korunan 8 adet Devrim Yasası içinde yer alan ‘Evlenme akdinin evlendirme memuru önünde yapılacağına dair medeni nikâh esası’ ihlal edilerek anayasal suç işlendiği” iddia edilmektedir.

NİKÂH YİNE EVLENDİRME MEMURUNUN ÖNÜNDE

Hâlbuki hâlihazırda belediye ve köy evlendirme memurlukları, nüfus müdürlükleri ve dış temsilciliklerimizde nikâh işlemi gerçekleştirilebiliyor. Bu tasarıyla İçişleri Bakanlığı, sayılanlara ilave olarak il ve ilçe müftülüklerine de evlendirme memurluğu yetki ve görevini verebiliyor. Yani her hâlükârda evlenme akdi “evlendirme memuru” önünde yapılıyor. Ancak müftülerin de Medeni Kanun’da ve Evlendirme Yönetmeliği’nde belirtildiği şekil ve usulde aynı metni, terimleri kullanacakları ve aynı kütüğü imzalatacakları, hatta nikâh kıyacak memurun giydiği cübbeye varıncaya kadar mevcut durumla aynı olacak şekilde nikâh kıyacakları belirtiliyor.

Buraya kadar yazılanlara bakıldığında endişe edilecek bir durum var mı? Elbette yok. Akıl ve mantık sınırları içinde yok tabii. Peki nedir bu “tencere, tava, hep aynı hava”nın sebebi? Burada anahtar kelime “müftü”, yani İslam diniyle ilgili bir görevli. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dediği gibi “Nikâhı müftü değil de mesela tapu müdürü, mal müdürü, orman şefi, veteriner, hastane müdürü veya başka herhangi bir kamu görevlisi kıyacak olsa, inanın bana bunların hiçbir itirazı olmazdı.” Yani mevcut duruma göre köyde muhtar emminin kıymasına karşı çıkmayacaksın, ama üniversite mezunu müftü kıyınca itiraz edeceksin. Tabii konu o değil. Hani laik Batı’yı örnek alıyorduk her konuda. Hemen her filmde göstere göstere oralarda papazların kıydığı nikâhların ritüelini bütün ayrıntılarıyla öğretmediler mi bizlere yıllardan beri? Batı’daki bu uygulamalara müsamaha göstereceksin, ama bizde nikâhı müftü kıydığında ateş püsküreceksin. Bu tepki, sayıları çok az bir kesimin İslam dinine duyduğu kin, nefret ve husumetin, laiklik elden gidiyor teraneleriyle kılıflanarak ortaya dökülmesinden başka bir şey değildir.

BİR TAŞLA İKİ KUŞ

Aslında milletimizin kahir ekseriyetinin resmî nikâhtan önce veya sonra dinî nikâh da kıydırdıkları inkâr edilemeyecek bir gerçektir. Burada malum odakların endişe duydukları şey, insanımızın resmî nikâh kıydırmak için bir müftülüğü seçmesi durumunda, hemen yan odada dinî nikâh işlemini de yaptırıverecek olmasıdır. Yani nikahını müftünün kıymasını isteyenler aynı zamanda dinî kurallara uygun bir nikah töreni hizmetini de beraberinde alacaklar. Resmî nikâhını yaptırıp kanunen evli olan insanların daha sonra ne yaptırdıklarına kim karışabilir? Böylece insanımız, müftünün yanı sıra bol miktarda din görevlisinin bulunduğu aynı mekânda dinî nikâhını da kıydıracak ve bir milletin temeli olan aile müessesesini, dinî gerekleri de yerine getirmiş olmanın verdiği iç rahatlığıyla kuracaktır. 

Burada esas olan evlenme akdinin kayıt altına alınmış olmasıdır. Evlenen tarafların ve doğacak çocukların haklarını teminat altına alınması için bu zaruridir. Yeni uygulama ile insanımıza bir kolaylık sunulmakta, sadece dinî nikâh yaptırıp resmî nikâh yaptırmayanların sayısının, yani kayıt dışı evliliklerin sıfıra indirilmesi amaçlanmaktadır. Dolayısıyla bütün sivil toplum kuruluşlarının desteklemesi gereken bir değişikliktir. Ayrıca isteyen yine eskisi gibi nikâhını belediyelerde kıydırabilecektir. Şimdiden milletimize hayırlı olsun.

 Bu makale, 17 Ekim 2017 tarihli Yeni Çağrı Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

http://www.yenicagri.com/wp-content/uploads/2017/10/yeni-cagri-gazetesi-17-ekim-2017-sali-tarihli-gazete-sayfalari-6.jpg

Yorumunuzu yazın...

    Tuesday the 21st. Telif Hakkı © 2012 http://www.ibrahimpazan.com Her hakkı saklıdır.
    Copyright 2012

    ©