HİLYE-İ SAADET (5.12.2017 Yeni Çağrı)

Yazdır

Peygamber efendimizin “sallallahü aleyhi ve sellem” doğumu münasebetiyle “Kutlu Doğum Haftası” olarak kutlanan haftanın ismi, 29 Kasım 2017 tarihli Resmî Gazete’de yayınlanan yönetmelik ile “Mevlid-i Nebî Haftası” olarak değiştirildi. Daha da önemlisi 2010 yılında yayınlanan eski yönetmelik gereği her yıl 14-20 Nisan tarihleri arasında miladi takvime göre kutlanan bu hafta, bundan böyle “Rebîulevvel ayının on ikinci günü başlangıç kabul edilerek” kutlanacak. Böylece Ramazan orucunun başlaması, Ramazan ve Kurban Bayramı günleri, Kadir Gecesi ve Aşure Gecesi ile Berat, Miraç ve Regaib Kandilleri nasıl sadece hicri ay takvimine göre hesaplanarak belirleniyorsa Mevlid Kandili kutlamasında da yedi sene öncesindeki uygulamaya dönüldü ve bu konudaki ikilik ortadan kaldırıldı. Masum gibi görünse de 15 asırdır tatbik edilen uygulamanın hilafına, dinî günlerin miladi takvime göre belirlenmesi yönündeki uğursuz bir girişim geri püskürtüldü. Surda gedik açılmasına fırsat verilmedi. Bu bakımdan Hükûmeti ve Diyanet İşleri Başkanlığını bu güzel icraatlarından dolayı tebrik ederim.

SÎRET-İ NEBÎ

Geçtiğimiz hafta, hicri takvime göre Peygamber efendimizin 1492’nci doğum yıl dönümünü Mevlid Kandili olarak büyük bir şevkle kutladık. Ülkemizin her köşesinde ve bütün dünyada, Kur’ân-ı Kerîm, ilahiler ve mevlid kasideleri okunarak ve dinlenerek o büyük Peygamber “aleyhisselam” anıldı. Dost meclislerinde onun örnek hayatını ve güzel ahlakını anlatan siyer kitapları okunarak gönüllere sürur verildi.

Bu yazımızda, asırlardan beri İslam alimleri tarafından yazılmış olan binlerce siyer kitabından İmam-ı Ahmed Kastalânî (vefatı 1517) hazretlerinin iki ciltlik Mevâhib-i Ledünniyye isimli eserinden bazı bölümler aktaracağız. İslam dünyasındaki en meşhur kitaplardan olan bu kıymetli eserin tam ismi, el-Mevâhibü'l-Ledünniyye bi'l-Minahi'l-Muhammediyye’dir. Kanunî Sultan Süleyman devri şairlerinden Abdülbâkî Efendi (vefatı 1600) bu kitabı Meâlimü’l-Yakîn fî Sîreti Seyyidi’l-Mürselîn adıyla Arapçadan Türkçeye çevirmiştir.

MÜBAREK UZUVLARI

Peygamber efendimizin “sallallahü aleyhi ve sellem” mübarek yüzü ve bütün azaları ve sesi, bütün insanların yüzlerinden ve azasından ve seslerinden güzel idi. Mübarek yüzü, bir miktar yuvarlak idi. Neşeli olduğu zamanlarda mübarek yüzü ay gibi nurlanırdı. Sevindiği mübarek alnından belli olurdu. Gündüz nasıl görürse gece dahi öyle görürdü. Önünde olanları gördüğü gibi arkasında olanları dahi görürdü. Bunu ispat eden yüzlerce hadise kitaplarda yazılıdır. Gözde görmek halk eden Allahü Teâlâ, diğer uzuvda dahi halk etmeye kâdirdir. Yana ve geriye bakacağı zaman bütün bedeni ile dönüp bakardı. Yeryüzüne nazarı, semaya bakmasından fazla idi. Mübarek gözleri büyük idi. Mübarek kirpikleri uzun idi. Mübarek gözlerinde bir miktar kırmızılık vardı. Mübarek gözlerinin karası gayet siyah idi. Alnı açık idi. Mübarek kaşları ince idi. Kaşları arası açık idi. İki kaşı arasında olan damar, hiddetlenince kabarır idi. Mübarek burnu gayet güzel olup orta yeri bir miktar yüksek idi. Mübarek başı büyük idi. Mübarek ağzı küçük değildi. Mübarek dişleri beyaz idi. Mübarek ön dişleri seyrek idi. Söz söylediği zamanda, sanki dişleri arasından nur çıkardı.

SÖZLERİ İNCİ GİBİ DİZİLİRDİ

Allahü Teâlâ’nın kulları arasında ondan daha fasih ve tatlı sözlü kimse görülmedi. Mübarek sözleri gayet kolay anlaşılır, gönülleri alırdı ve ruhları cezbederdi. Söz söylediği zaman, kelimeleri inci gibi dizilirdi. Bir kimse saymak istese kelimeleri sayılmak mümkün idi. Bazen iyi anlaşılması için üç kere tekrar ederdi. Mübarek sesi, kimsenin sesinin yetişemediği yere yetişirdi. Güler yüzlü idi. Tebessüm ederek gülerdi. Gülerken mübarek dişleri görünürdü. Güldüğü zaman, nuru duvarlar üzerine ışık verirdi. Ağlaması da gülmesi gibi hafif idi. Kahkaha ile gülmediği gibi yüksek sesle de ağlamazdı. Ancak mübarek gözlerinden yaş akar, mübarek göğsünün sesi işitilirdi. Ümmetinin günahlarını düşünüp ağlardı ve Allahü Teâlâ’nın korkusundan ve Kur’ân-ı Kerîm’i işitince ve bazen de namaz kılarken ağlardı.

BEDENİ VE TERİ MİSK GİBİ KOKARDI

Mübarek parmakları iri idi. Mübarek kolları etli idi. Mübarek avuçlarının içi geniş idi. Bütün vücudunun kokusu miskten güzel idi. Mübarek bedeni hem yumuşak hem de kuvvetli idi. Enes bin Mâlik diyor ki, “Resûlullah’a on sene hizmet ettim. Mübarek elleri ipekten yumuşak idi. Mübarek teri miskten ve çiçekten daha güzel kokuyordu.” Mübarek kolları, ayakları ve parmakları uzun idi. Mübarek ayaklarının parmakları iri idi. Mübarek ayaklarının altı çok yüksek olmayıp yumuşak idi. Mübarek karnı geniş olup göğsü ile karnı beraber idi. Omuz başının kemikleri iri idi. Mübarek göğsü geniş idi. Çok uzun boylu olmayıp kısa dahi değil idi. Yanına uzun bir kimse gelse, ondan uzun görünürdü. Oturduğu zaman mübarek omuzu, oturanların hepsinden yukarı olurdu. Mübarek saçları ve sakallarının kılı çok kıvırcık ve çok düz değil, yaradılıştan ondüle idi. Mübarek saçları uzundu. Önceleri kâkül bırakırdı, sonradan ikiye ayırır oldu. Mübarek saçlarını bazen uzatır bazen de keser kısaltırdı. Saç ve sakalını boyamazdı. Vefat ettiği zamanda saç ve sakalında ak kıl yirmiden az idi. Mübarek bıyığını kırkardı. Bıyıklarının uzunluğu ve şekli, mübarek kaşları kadar idi. Emrinde hususi berberleri var idi. Misvağını ve tarağını yanından ayırmazdı. Mübarek saçını ve sakalını tararken aynaya nazar eylerdi. Geceleri mübarek gözlerine sürme çekerdi.

PEYGAMBER EFENDİMİZ BEYAZ İDİ

Önüne bakarak süratle yürürdü. Bir yoldan geçtiği, güzel kokusundan belli olurdu. Kırmızı ile karışık beyaz benizli olup gayet güzel, nurlu ve sevimli idi. Arabistan ismindeki yarımadada doğup büyüdüğü, oranın iklimi, havası, suyu ve gıdası ile yetiştiği ve oradaki halkın kanından olduğu için Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” Arap’tır. Araplar beyaz, buğday benizli olur. Bilhassa Peygamberimizin sülâlesi beyaz ve çok güzel idi. Babası Abdullah’ın güzelliği Mısır’a kadar şöhret bulmuş, alnındaki nurdan dolayı iki yüze yakın kız evlenmek için Mekke’ye gelmişti. Fakat Muhammed aleyhisselâmın nuru Âmine’ye nasip oldu. Amcası Hazreti Abbas ile bunun oğlu Hazreti Abdullah da beyaz idi. Peygamber efendimizin kıyamete kadar evladı da güzel ve beyazdır. Ashabı da beyaz ve güzel idi. Mesela Hazreti Osman beyaz, sarışın idi.

ÜSTÜNLÜK TAKVADADIR

Şunu da belirtelim ki Müslümanların birbirini sevmesinde siyah ve beyaz ayırımı yoktur. Siyah bir Müslüman, beyaz bir kâfirden kat kat daha üstün, daha kıymetli ve sevimlidir. İnsanın siyah olması imanın şerefini azaltmaz Ashâb-ı Kirâmdan Bilâl-i Habeşî hazretleri ve Resûlullah’ın çok sevdiği Üsâme siyah idiler. Ebû Leheb ve Ebû Cehil kâfirleri beyaz idiler. Bu ikisinin kötülükleri ve aşağılıkları ise herkesçe bilinmektedir. Allahü Teâlâ insanın rengine değil, imanının kuvvetine ve takvasına kıymet vermektedir. Ancak siyahların Müslümanlardan itibar görmek için kendilerini Arap olarak tanıtmaları, İslam düşmanları tarafından kullanıldı. Bir yandan siyah insanları aşağı ve iğrenç olarak tanıttılar. Bunları köle olarak kullandılar. Bir yandan da kara kedileri ve köpekleri “Arap Arap” diye çağırarak, gazete ve mecmualara yaptıkları siyah resim ve karikatürlere Arap diyerek gençliğe Arabı siyah olarak tanıtmaya, böylece Müslüman yavrularını Peygamberimizden soğutmaya uğraştılar. Bugün Arabistan’da, Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Münevvere’de bulunanlar, asırlar boyunca Afrika’dan, Asya’dan ve diğer yerlerden gelip yerleşen yabancıların soyundandır. Bu yabancılar siyah olup Allah’ın ve Resûlullah’ın âşıkları idiler.

Sultan İkinci Abdülhamid Han’ın amirallerinden Eyüp Sabri Paşa (vefatı 1890) üç ciltlik Türkçe Mir’âtü’l-Haremeyn kitabında, koca Mekke şehrinde sadece iki Arap evinin kalmış olduğunu yazmaktadır. Bugün ise hiç yoktur. Peygamberimizin “sallallahü aleyhi ve sellem” vefatından sonra Ashâb-ı Kirâmın hepsi, sonra da evlatları, cihat için, İslam’ı dünyaya yaymak için Arabistan’dan çıktı. İslam ordusu Asya’nın ötelerine, Afrika’ya, Kıbrıs’a, İstanbul’a, hâsılı her yere dağıldı. Allah’ın dinini, onun kullarına tanıtmak için savaştılar ve canlarını feda ettiler. Bu geniş topraklar, o mübarek şehitlerle doludur. 

Peygamber efendimizin güzel huylarını aktarmaya da nasip olursa haftaya devam edelim.

Bu makale, 5 Aralık 2017 tarihli Yeni Çağrı Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

http://www.yenicagri.com/wp-content/uploads/2017/12/yeni-cagri-gazetesi-5-aralik-2017-sali-tarihli-gazete-sayfalari-6.jpg

Yorumunuzu yazın...

    Friday the 20th. Telif Hakkı © 2012 http://www.ibrahimpazan.com Her hakkı saklıdır.
    Copyright 2012

    ©