PEYGAMBERİMİZİN GÜZEL AHLAKI (12.12.2017 Yeni Çağrı)

Yazdır

Mevlid Kandili’nin ertesi günü başlayan, 30 Kasım-6 Aralık 2017 haftası, Peygamber efendimizin “sallallahü aleyhi ve sellem” doğumu münasebetiyle bu sene yeni ismiyle “Mevlid-i Nebî Haftası” olarak kutlandı. Geçen hafta Peygamber efendimizin örnek hayatını ve güzel ahlakını anlatan binlerce siyer kitabı arasında ayrı bir yeri bulunan, İmam-ı Ahmed Kastalânî hazretlerinin 1492-1494 yılları arasında yazdığı el-Mevâhibü’l-Ledünniyye bi’l-Minahi’l-Muhammediyye isimli eserinden bazı bölümler aktarmıştım. Peygamber efendimizin güzel ahlakını, Kanunî devri şairlerinden Abdülbâkî Efendi’nin Meâlimü’l-Yakîn fî Sîreti Seyyidi’l-Mürselîn adıyla Arapçadan Türkçeye çevirdiği bu kitaptan ve Hindistan âlimlerinden Muhammed Rebhâmî hazretlerinin 1431 yılında yazdığı Farsça Riyâdu’n-Nâsıhîn kitabından aktarmaya devam ediyorum.

GÜLER YÜZLÜ İDİ

Güzel huyların hepsi Resûlullah’ta “sallallahü aleyhi ve sellem” toplanmıştı. Güzel huyları, Allahü Teâlâ tarafından verilmiş olup çalışarak, sonradan kazanmış değil idi. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de Kalem suresinin dördüncü ayetinde mealen “Sen elbette yüce bir ahlak üzeresin.” buyurulmuştur. Çok kimselerin İslam dinine girmesine, Resûlullah’ın güzel ahlakı sebep oldu. Bin mucizesi görüldü, dost düşman herkes de bunu söyledi. Bu kadar mucizeden en kıymetlisi, edepli olması ve güzel huyları idi. Bir Müslüman’ın ismini söyleyerek, hiçbir zaman lanet etmemiş ve asla mübarek eli ile kimseyi dövmemiştir. Kendi için hiçbir şeyden intikam almamıştır. Allah için intikam alırdı. Akrabasına, Ashabına ve hizmetçilerine tevazu ederek iyi muamele ederdi. Ev içinde çok yumuşak ve güler yüzlü idi. Hastaları ziyarete gider, cenazelerde bulunurdu. Ashabının işlerine yardım eder, çocuklarını kucağına alırdı. Fakat kalbi bunlarla meşgul değildi. Mübarek ruhu melekler âleminde idi. Resûlullah’ı “sallallahü aleyhi ve sellem” ansızın gören kimseyi korku kaplardı. Kendisi yumuşak davranmasaydı, Peygamberlik hâllerinden, asla kimse yanında oturamaz, sözünü işitmeye takat getiremezdi. Hâlbuki kendisi hayâsından, mübarek gözleri ile kimsenin yüzüne bakmazdı. Mübarek başı hep önüne eğik idi.

ÇOK CÖMERT İDİ

İnsanların en cömerdi idi. Bir şey istenip de yok dediği görülmemiştir. İstenilen şey varsa verir, yoksa cevap vermezdi. O kadar iyilikleri, o kadar ihsanları vardı ki, Rum imparatorları, İran şahları o kadar ihsan yapamadılar. Fakat kendisi sıkıntı ile yaşamayı severdi. Öyle bir hayat yasıyordu ki yemek ve içmek hatırına bile gelmezdi. Yemek getirin yiyelim veya falanca yemeği pişiriniz demezdi. Yemek getirirlerse yer, her ne meyve verseler kabul ederdi. Bazen aylarca az yer, açlığı severdi. Bazen da çok yerdi. Yemek sonunda su içmezdi. Suyu otururken içerdi. Başkaları ile yemek yerken herkesten sonra el çekerdi. Herkesin hediyesini kabul ederdi. Hediye getirene karşılık olarak kat kat fazlasını verirdi. Cömert idi, fakat isaf etmez, faydasız yere bir şey vermezdi. Herkese acır idi. Kimseden bir şey beklemezdi. Zekat malı almazdı.

Sabah namazından çıkınca, Medine çocukları ve işçileri su dolu kaplarını önüne getirirler, mübarek parmağını içine sokmasını dilerlerdi. Kış ve soğuk su olsa da her birine mübarek parmağını sokar, gönüllerini yapardı. Bir küçük kız, elini tutup bir iş için götürseydi, birlikte gider, müşkülünü hâl ederdi.

HERKESLE İYİ GEÇİNİRDİ

Hayvana ot verirdi. Deveyi bağlardı. Evini süpürürdü. Koyunun sütünü sağardı. Ayakkabısının söküğünü dikerdi. Çamaşırını yamardı. Hizmetçisi ile birlikte yerdi. Hizmetçisi el değirmeni çekerken yorulunca ona yardım ederdi. Pazardan öte beri alıp torba içinde eve getirirdi. Fakirle, zenginle, büyükle, küçükle karşılaşınca önce selam verirdi. Köleyi, efendiyi, beyi, siyahı ve beyazı bir tutardı. Her kim olursa olsun çağırılan yere giderdi. Önüne konulan şeyi, az olsa da hafif, aşağı görmezdi. Akşamdan sabaha ve sabahtan akşama yemek bırakmazdı. Güzel huylu idi. İyilik etmesini sever idi. Herkesle iyi geçinirdi. Güler yüzlü, tatlı sözlü idi. Söylerken gülmezdi. Üzüntülü görünürdü, fakat çatık kaşlı değildi. Aşağı gönüllü idi, fakat alçak tabiatlı değildi. Heybetli idi. Yani saygı ve korku hâsıl ederdi. Fakat kaba değildi, nazik idi.

LÜZUMU KADAR KONUŞURDU

Az konuşurdu. Lüzumlu olduğu zaman veya bir şey sorulunca söylerdi. Gayet açık ve metotlu konuşur ve söyledikleri kolay anlaşılırdı. Çeşitli elbise giymek âdeti idi. Yabancı devlet sefirleri gelince süslenirdi. Yani kıymetli ve nefis elbise giyerek güzel yüzünü gösterirdi. Sarığının ucunu sarkıtırdı. “Sarık, Müslümanlar ile kâfirler arasını ayırır.” buyururdu. Taşı akikten gümüş yüzük takardı. Yüzüğünü mühür olarak kullanırdı. Yüzüğü üzerinde “Muhammedün Resûlullah” yazılı idi. Yatağı deriden olup içi hurma ağacı iplikleri ile dolu idi. Bazen bu yatak üzerine, bazen yere serili deri üzerine, bazen de hasır veya kuru toprak üzerine yatardı. Mübarek avucunun içini sağ yanağının altına koyup sağ yanı üstüne yatardı. Çiğ soğan ve sarımsak gibi şeyler yemez ve şiir söylemezdi. Mübarek gözleri uyur, kalb-i şerifi uyumazdı. Aç yatıp tok kalkardı. Asla esnemezdi. Mübarek vücudu nurani olup gölgesi yere düşmezdi. Elbisesine sinek konmaz, sivrisinek ve diğer böcekler mübarek kanını içmezdi.

Peygamber efendimizin güzel huyları pek çoktur. Dünyada ve ahirette felaketlerden, sıkıntılardan kurtulmak ve o iki cihan efendisinin şefaatine kavuşmak için her Müslümanın bunları öğrenmesi ve onun ahlakı ile ahlaklanması lazımdır.

Bu makale, 12 Aralık 2017 tarihli Yeni Çağrı Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

http://www.yenicagri.com/wp-content/uploads/2017/12/yeni-cagri-gazetesi-12-aralik-2017-sali-tarihli-gazete-sayfalari-6.jpg

Yorumunuzu yazın...

    Saturday the 23rd. Telif Hakkı © 2012 http://www.ibrahimpazan.com Her hakkı saklıdır.
    Copyright 2012

    ©