RAHMETLİ ÖZAL’IN ARDINDAN 25 YIL GEÇTİ (17.4.2018 Yeni Çağrı)

Yazdır

Yedinci asrını sürerken yıkılan imparatorluğumuzun yerine kurulan ve ilk asrını doldurmak üzere olan devletimizin siyasi tarihinde önemli izler bırakmış devlet adamlarımızdan Turgut Özal’ı 25 yıl önce kaybetmiştik. 17 Nisan 1993 günü Türkiye acı bir haberle sarsılmıştı. Merhum Cumhurbaşkanı sabah saatlerinde fenalaşmış ve hastaneye kaldırılmıştı. Haberin duyulmasıyla birlikte Cumhurbaşkanımızın bir an önce iyileşmesi için milletçe dualar ederken saat 14:30’da hayatını kaybettiğini öğrenerek yıkılmıştık.

Rahmetli Özal 13 Ekim 1927’de Malatya’da doğdu. Banka müdürü Mehmet Sıddık Bey ve ilkokul öğretmeni Hafize Hanım’ın üç oğlundan en büyüğüdür. 1950 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik Mühendisliği bölümünü bitirdi. Çalışma hayatına Elektrik İşleri Etüd İdaresi’nde başladı. 1952’de mühendislik ekonomisi alanında uzmanlık eğitimi için ABD’ye gönderildi. Dönüşünde Elektrik İşleri Etüd İdaresi genel müdür yardımcılığına atandı.

1977’DE SİYASETE ATILIYOR

Devlet kademelerinde ve özel kuruluşlarda uzun yıllar çalıştıktan sonra 1977 genel seçimlerinde Milli Selamet Partisi'nden İzmir milletvekili adayı olduysa da seçilemedi. 3 Aralık 1979’da Süleyman Demirel’in 80 darbesinden önceki son başbakanlığı sırasında Başbakanlık müsteşarı olarak atandı. Aynı dönemde Devlet Planlama Teşkilatı müsteşarlığı görevini de vekâleten yürüttü. Türkiye ekonomisinin liberalleştirilmesini hedefleyen ve 24 Ocak Kararları olarak bilinen geniş çaplı programın hazırlanmasında mühim rol oynadı.

12 Eylül 1980 askerî müdahalesinden sonra kurulan Bülend Ulusu Hükûmeti’nde ekonomik işlerden sorumlu başbakan yardımcısı olarak atandı. 1982’de bu görevinden istifa etti. 1983 yılında Anavatan Partisi’ni kurdu. Partisi aynı yıl yapılan genel seçimlerde geçerli oyların %45,1’ini alarak birinci oldu. 400 sandalyeli TBMM’de 211 milletvekili çıkararak I. Özal Hükûmeti’ni kurdu. 1987’de yapılan genel seçimleri de kazandı ve başbakanlık görevine II. Özal Hükûmeti’yle devam etti.

SEKİZİNCİ CUMHURBAŞKANI SEÇİLİYOR

5 yıl 10 ay ve 19 gün süren başbakanlığının ardından 31 Ekim 1989’da Türkiye Cumhuriyeti’nin sekizinci cumhurbaşkanı olarak seçilen Özal, 9 Kasım 1989 günü bu görevine başladı. 3 yıl 5 ay ve 8 gün bu makamda kaldıktan sonra, 17 Nisan 1993 günü görevi sırasında vefat etti.

Anavatan Partisi’ni kurarak Türk siyasi hayatına yeni bir soluk getiren Turgut Özal, uzlaşmacı bir yaklaşımla “dört eğilim” olarak isimlendirdiği sosyal demokratları, liberalleri, milliyetçileri ve muhafazakârları bir araya toplamayı başarmıştı. Demokratikleşme yolunda meşhur üç özgürlük yani “düşünce ve düşünceyi ifade”, “din ve vicdan” ile “serbest teşebbüs” özgürlüklerini her platformda savundu. Başbakanlığı döneminde uygulamaya koyduğu projelerle Türkiye’nin değişim ve dönüşümünde önemli kararlara imza atarak ülkeye büyük mesafeler aldırdı. Pek çok tabuyu yıkarak Türkiye ekonomisinin dışa açılmasını ve toplumun, kendi deyimiyle bir “transformasyon” geçirmesini sağladı. Onun zamanında gerçekleştirilen özellikle enerji ve telekomünikasyon alanındaki büyük atılımlarla Türkiye çağ atladı.

ORTA ASYA SEFERİ

Rahmetli Özal 4 Nisan 1993 günü, 11 gün sürecek Özbekistan, Kırgızistan, Kazakistan, Türkmenistan ve Azerbaycan gezisine çıkmıştı. Bakanlık temsilcileri, yüksek rütbeli askerler ve yüz civarında iş adamından oluşan 221 kişilik bir heyeti de yanında götürmüştü.

15 Nisan’da yurt dışından dönen Özal, 17 Nisan sabahı eşine “Kendimi iyi hissetmiyorum.” demişti. Her sabah mutadı olduğu üzere egzersiz için yürüyüş bandına çıktı. Bir süre sonra fenalaşarak Hacettepe Hastanesi’ne götürüldü. Kalbini normal ritmine döndürmek için yapılan şok tedavisi ve ameliyattan sonuç alınamadı. Nihayet saat 14.30’da kurtarılamayarak hayata gözlerini yumduğu resmen açıklandı.

Kalp krizi sebebiyle öldüğü açıklanan merhum Cumhurbaşkanı’nın bu ani vefatı, 2010’da eşi Semra Hanım’ın, limonatasına katılan zehir sebebiyle öldüğünden şüphelendiğini açıklaması üzerine başka bir mecraya taşındı. Bu iddialar neticesinde 2 Ekim 2012 tarihinde, 19 yıl aradan sonra kabri açıldı. Ölümünün bir suikast sonucu olup olmadığının belirlenmesi için otopsi yapıldı. Adli Tıp Kurumu, Özal'ın vücudunda yüksek miktarda etkili zehirli madde kalıntılarına ulaşıldığını, ancak zehirden mi yoksa başka sebepten mi öldüğünün tespit edilemediğini açıkladı. Milletin genel kanaati ise zehirlenerek öldürüldüğü yönündedir.

DİNDAR BİR CUMHURBAŞKANI

Rahmetli Özal inançlı ve dindar bir insandı. Anavatan Partisi’nin 18 Haziran 1988’de yapılan 2. Olağan Kongresi’ndeki konuşması sırasında maruz kaldığı silahlı suikast girişiminden yaralı olarak kurtulmuştu. Saldırganın tabancasından çıkan kurşunlardan biri, önündeki mikrofonun ayağından sekerek sağ elini yaralamıştı. Doğrudan canına kastedilen bu olayın hemen ardından yaralı halde konuşmasına devam etmiş ve şu sözleri sarf etmişti:

"Hemen şunu sözlerimin başında bilhassa belirtmek istiyorum: Allah'ın verdiği ömrü, onun isteğinden başka alacak yoktur. Biz de ona teslim olmuşuzdur."

Rahmetli Özal aynı zamanda sağlam bir tarih şuuruna da sahipti. Vefatından kısa süre önce yaptığı bir konuşmada şunları söylemişti:

“1930’lu yıllar… Ben ilkokuldayım, ilkokul son sınıftayım. Tabi o zaman bizi bambaşka yetiştiriyorlar. İlkokulda okutulan şeyleri, bugün benim yaşlarıma yakın kimseler herhalde hatırlayacaklar. Biz, bir Türk’ün on düşmana bedel olduğunu, bir Türk’ün dünyaya bedel olduğunu, ondan sonra daha birçok şeyleri öğrendik. Ama bunları, kendimizin ufak dünyasında öğrendik. Yani dış dünyayla hiçbir alakamız yoktu. Dış dünyayı değil, İstanbul’u bile bilmiyorduk. Ben bunları okuyorum kitaptan… İyi de bir talebeyim. Rahmetli dedem, o sırada bize misafir gelmiş. O da gençliğinde, İstanbul’da bulunmuş. Sultan Abdülhamid zamanında… Okuduğum tarih kitabında ‘Kızıl Sultan’ diyor Sultan Abdülhamid’e… Ben okuyorum, o da dinliyor… Döndü,

‘Bunların hepsi yalan. Size yanlış şey öğretiyorlar.’ dedi.

‘Dede, sen mi iyi bileceksin, kitap mı iyi bilecek?’ dedim.

Biz böyle büyüdük. Aradan seneler geçti. Yurt dışına gittik. Yurt dışında çok kaldım. Orada bazı kitaplar elime geçti. Bu konularda biraz araştırma yaptım. Yurt içinde de ufak tefek, kenarda köşede, kırıntı gibi gelen, o sırada çok sarih değil, bilgiler var… Baktım ki, dedem haklı… Dedem haklı.

Onun üzerine dedim ki; yani şu tarihi anlatmanın tersliğine bakın. Bu zata ‘Kızıl Sultan’ dediler. Devrine bakıldığı zaman, hemen hemen hiçbir toprak parçası vermemiş. Siyaseten fevkalade iyi idare etmiş. İşte demiryollarını yapmış, okullar yapmış, birçok şeyleri var. Bunları görüyorsunuz. Ondan sonra bir İttihat Terakki gelmiş. ‘Birlik ve gelişme’ öyle mi? 1909… 1918’de koskoca imparatorluk, bozuk para gibi harcanmış. Doğru mu, değil mi? Şimdi, birisi ‘kızıl sultan’, öbürleri ‘hürriyet kahramanı’… Öyle mi, değil mi?”

 1954’te Semra Yeyinmen ile evlenen rahmetli Özal’ın Şerife Zeynep isimli bir kızı, Tevfik Ahmet ve Mazhar Efe isimli iki oğlu ile Merve Zeynep, Turgut Ömer, Yağız, Halil Uğur, Kaan Turgut, Semra Naz ve Serra isimlerinde yedi torunu vardır. Vefatının ardından 25 yıl geçmesine rağmen Türk milletinin unutamadığı bu büyük devlet adamımıza Cenabı Hak gani gani rahmet eylesin.

Bu makale, 17 Nisan 2018 tarihli Yeni Çağrı Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

https://www.yenicagri.com/wp-content/uploads/2018/04/yeni-cagri-gazetesi-17-nisan-2018-sali-tarihli-gazete-sayfalari-6.jpg 

Yorumunuzu yazın...

    Friday the 21st. Telif Hakkı © 2012 http://www.ibrahimpazan.com Her hakkı saklıdır.
    Copyright 2012

    ©