CENNETE GİRMENİN EN KESTİRME YOLU (15.5.2018 Yeni Çağrı)

Yazdır

Geçtiğimiz pazar günü ülkemizde “Anneler Günü” olarak kutlandı. Biz Anneler Günü için pek çok ülke gibi ABD’yi taklit ederek mayıs ayının ikinci pazar gününü seçmişiz. Anneler Günü’nü mayısın ilk ve son pazarında kutlayan ülkeler olduğu gibi 8 ve 21 Mart tarihlerini tercih edenler de var. İngiltere Anneler Günü olarak Hristiyanların en önemli dinî bayramı olan Paskalya’dan üç hafta öncesini, başka bir anlatımla Paskalya’dan 7 hafta önce başlayan ve “Lent” adı verilen oruç daha doğrusu perhiz sürecinin dördüncü pazarını kabul etmiş. Paskalya ise Roma Katolik Kilisesi’nde bahar gün dönümünden (21 Mart) sonraki ilk dolunayın görüldüğü geceyi takip eden pazar günüdür. 22 Mart ile 25 Nisan arasında değişir. Dolayısıyla İngiltere’de Anneler Günü her yıl değişerek 1 Mart ile 4 Nisan arasındaki bir pazar günü kutlanır.

ANNELER GÜNÜ’NÜN GEÇMİŞİ

Tarihteki ilk Anneler Günü kutlamalarını, antik Yunan ve antik Roma mitolojilerine bağlayan anlatımları bir yana bırakırsak 1600’lerin İngiltere’sinde, yukarıda anlattığım gün “Mothering Sunday: Annelik Pazarı” olarak kutlanırdı. Kendi evlerinden çok uzaklarda, varlıklı ailelerin yanında çalışan yoksul İngilizler, işverenlerinin yanında yaşar, sadece bu özel günde annesiyle ve diğer aile üyeleriyle birlikte ana kiliselerine gitmelerine izin verilirdi.

Bugünkü manada ilk Anneler Günü kutlaması, Anna Jarvis adında bir öğretmenin 1908’de, annesinin üçüncü ölüm yıl dönümünde, annesinin bağlı olduğu Batı Virginia’nın Grafton şehrindeki kilisede düzenlediği ayinden sonra 500’e yakın anneye karanfil dağıtmasıyla başladı. Jarvis’in bu günün her yıl Anneler Günü olarak kutlanması için başlattığı kampanya başarılı oldu. Kutlamaların bütün ülkede yaygınlaşmasının ardından 1914’te Başkan Wilson’un onayıyla resmî olarak kabul edildi.

KURUCUSU KALDIRMAK İÇİN UĞRAŞTI

Gelin görün ki 1948’de 84 yaşında ölen Jarvis, ömrünün geri kalan bölümünü, Anneler Günü’nün Amerikan takviminden çıkarılması için uğraşmakla geçirdi. Çünkü dinî bir kutlama olarak düşünüp başlatmış olduğu bu günde, çiçek, tebrik kartı ve hediye satışlarının tavan yapmasından çok rahatsız olmuştu. Ancak açtığı davaların hepsini kaybetmiş ve kapitalist sisteme yenilmiştir.

Bizde ise Türk Kadınlar Birliği’nin Dâhiliye ve Maarif Vekaletleri nezdinde konuyla ilgili müracaatlarının olumlu karşılanmasının akabinde, 4 Mayıs 1955’te bir basın toplantısı düzenlenmiş, Demokrat Parti İstanbul Milletvekili ve Türk Kadınlar Birliği Başkanı Hatice Nazlı Tlabar, Türkiye’de her yıl mayıs ayının ikinci pazar gününün, çeşitli etkinliklerle Anneler Günü olarak kutlanacağını duyurmuştu. O yıl ilk olarak 8 Mayıs 1955 Pazar günü Anneler Günü olarak kutlanmış ve 93 Harbi’nin kahramanlarından 98 yaşındaki Erzurumlu Nene Hatun yılın annesi seçilmişti.

HEDİYE SATIŞI İÇİN FIRSAT

Doğum, sözlenme, nişanlanma, evlenme yıl dönümleri, Sevgililer Günü, Öğretmenler Günü, Babalar Günü ve benzeri pek çok özel gün gibi Anneler Günü’nün de tüketim toplumunun hediye satışı zincirinde bir halka olmasına, bizzat kurucusu Jarvis’in bile neden itiraz ettiğini bugün daha iyi anlıyoruz. Nitekim geçenlerde televizyonda gördüğüm bir reklam beni gülümsetti. Anneler Günü’nde anneler için üç hediye teklif ediliyordu: Ütü, çelik tencere ve katı meyve sıkacağı. Hiç şüphesiz annelerimiz bu ütüyle sadece kendi elbiselerini ütüler, tencerede kendi yemeğini pişirir ve katı meyve sıkacağında da kendi meyve suyunu hazırlayıp afiyetle içerler değil mi?

Anneler Günü’nün kökeninde eski bir Hristiyan âdetinin yatmasının ve Batı’dan devşirme bir etkinlik olmasının ötesinde, biz Müslümanların annelerimizi ve babalarımızı yılda bir gün değil 365 gün hatırlayıp onlara hizmet etmemiz ve dualarını almamız gerektiğini bilmek için başkalarına ihtiyacımız hiç ama hiç yok. Cenabı Hak Kur’ân-ı Kerîm’de öyle dehşetli ayet-i kerimelerle, Peygamber efendimiz öyle hikmetli hadis-i şeriflerle bizi uyarmıştır ki annelerimizin ve babalarımızın değil mübarek ellerini, ayaklarını bile öpmemiz gerekir.

DİNİMİZDE ANNE HAKKI

Aşağıdaki bilgilerin çoğu Huccetü’l-İslam adı ile bilinen Ey Oğul İlmihâli’nden alınmıştır. İşte anne baba hakkı ile ilgili bazı ayet-i kerime mealleri:

“Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, anaya ve babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara ‘Öf!’ bile deme; onları azarlama, onlara tatlı ve güzel söz söyle. Onlara merhamet ederek tevazu kanadını indir ve de ki: Rabbim! Tıpkı beni küçükken koruyup yetiştirdikleri gibi sen de onlara acı.” (İsrâ, 23-24)

“Ve insana anne ve babasına iyi davranmasını emrettik. Annesi onu, her gün biraz daha güçsüz düşerek karnında taşımıştır. Sütten kesilene kadar iki sene ona süt emzirmiştir. Onun için bana ve ana babana şükret diye tavsiyede bulunmuşuzdur. Dönüş banadır.” (Lokman, 14)

Ve Peygamber efendimizin mübarek sözleri:

“Yaşlandıklarında ana ve babasından birine yahut her ikisine de yetişen, fakat onlara iyilik edip rızalarını almadığı için cennete giremeyen kimseye yazıklar olsun.”

“Ana ve babasına hizmet edenlerin ömrü bereketli ve uzun olur. Ana ve babasına karşı gelip onlara asi olanların ömürleri bereketsiz ve kısa olur. Anasına ve babasına asi olan melundur.”

“Ananın ve babanın çocuğuna, mazlumun zalime olan bedduaları reddolunmaz.”

“Ananıza ve babanıza ihsan ederseniz, çocuklarınız da size ihsan eder.”

“Cennet anaların ayağı altındadır.”

TAŞKIN BİR FEDAKÂRLIK

Dünyada bir insan için anne hakkından daha ehemmiyetli bir hak yoktur. Düşünmeli ki anne çocuğunu dokuz ay karnında taşıyor. Onu kendi kanıyla besliyor. Büyük bir ızdırap, büyük bir heyecanla onu dünyaya getiriyor. Bebeklik döneminde onun için aylarca uykusuz kalıyor. Kendi sütü ile besliyor. Sonra onun her yaştaki yaramazlıklarını çekiyor. Bu zahmetler para ile, menfaat ile olur işler değildir. Bu zahmetlere anne, ancak Allahü Teâlâ’nın verdiği şefkat duygusuyla tahammül edebiliyor. Bu büyük zahmet karsısında, insanın annesine neler borçlu olduğu meydandadır.

Çocuk ise çok zaman annesinin hakkını ödeyecek zamanı ve imkânı bulamaz. Annesine isyankâr olan bir çocuk, artık bir asi, bir eşkıyadan farksız bir insan demektir. Bir çocuğun büyüdükten sonra annesini dinlememesi, onu üzmesi, ona eziyet etmesi, insanı çileden çıkardığı gibi, Allahü Teâlâ’nın gazabını, cezasını da kendi üzerine çeker. Ne yazık ki pek çok çocuk, gençliğin verdiği hoyratlık ve kadir bilmezlik yüzünden annelerinin haklarını çiğniyor, onları üzüyorlar. Üzülen bir anne bazen zor durumda kalarak çocuğuna beddua ederse, bu dua kabul olabilir. İşte o zaman çocuk, dünyada iken bile cezasını çeker. Ahiretteki cezası ise tasavvur edilemeyecek derecede acıdır. Biraz idrakli ve anlayışlı olan bir insan, annesinin hakkını düşünür ve onun dediklerini seve seve yapar. Onun gönlünü kazanmaya dikkat eder. Eğer insan annesinin kalbini kırmış ise hemen af dilemeli, bir daha onu gücendirmemelidir.

EN BÜYÜK GÜNAH

Hak Teâlâ hazretleri Mûsâ “aleyhisselam”a buyurdu ki:

“Yâ Mûsâ! Günahlar içinde bir günah vardır ki benim indimde çok ağır ve büyüktür. O da ana ve baba evlâdını çağırdığı zaman, emrine muvafakat etmemesidir. Ana ve baba çağırdığı zaman herhangi bir işle uğraşsan bile hemen onu terk edip derhâl onların emrine koşacaksın! Anan ve baban sana kızıp bağırırsa dahi onlara sen bir şey söyleme! Ananın ve babanın duasını almak istersen, sana emrettikleri işleri çabuk ve güzel yapmaya çalış! Bu işini beğenmeyip sana gücenmelerinden ve beddua etmelerinden kork! Sana darılır iseler, onlara karşı sert söyleme! Hemen ellerini öperek gazaplarını teskin eyle! Ananın ve babanın kalplerine geleni gözet! Zira senin saadetin ve felâketin, onların kalplerinden doğan sözdedir. Anan ve baban hasta ise, ihtiyar ise, onlara yardım et! Saadetini onlardan alacağın hayır duada bil! Eğer onları incitip beddualarını alırsan, dünya ve ahiretin harap olur. Atılan ok tekrar geri yaya gelmez. Onlar hayatta iken kıymetlerini bil!

Yâ Mûsâ! Ana ve babasını razı eden, beni razı etmiş olur. Ana ve babasını razı edip bana âsi olan kimseyi dahi iyilerden sayarım. Ana ve babasına âsi olan, bana muti olsa bile onu fenalar tarafına ilhak ederim.”

Sonuç olarak ana ve babanın evlat üzerinde hakları çok büyüktür. Bunu daima göz önünde tutmalı, ona göre hareket etmelidir. Allahü Teâlâ’nın rızası, dinine bağlı olan ana ve babanın rızasında, Allahü Teâlâ’nın gazabı, dinine bağlı olan ana ve babanın gazabındadır. Gaflet ve şaşkınlığa kapılarak ana ve babamızın kalbini kırdığımızda, derhâl onların rızasını almaya çalışmalı, yalvarmalı ve ne yapıp edip gönüllerini almalıdır. Bu dünyada cenneti kazanmanın en kestirme yolu, anne ve babanın rızasını ve duasını almaktır. Anne ve babası sağ olup da bu fırsatı değerlendirenlere ne mutlu…

 Bu makale, 15 Mayıs 2018 tarihli Yeni Çağrı Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

https://www.yenicagri.com/wp-content/uploads/2018/05/yeni-cagri-gazetesi-15-mayis-2018-sali-tarihli-gazete-sayfalari-6.jpg

Yorumunuzu yazın...

    Sunday the 20th. Telif Hakkı © 2012 http://www.ibrahimpazan.com Her hakkı saklıdır.
    Copyright 2012

    ©