MEVLİD AYINA KAVUŞTUK (13.11.2018 Yeni Çağrı)

Yazdır

Dünyadaki bütün insanlara peygamber olarak gönderilen, peygamberlerin sonuncusu ve en üstünü Muhammed “aleyhisselâm”, miladi 571 yılı Nisan ayının yirmisine rastlayan, Rebiyülevvel ayının on ikinci Pazartesi gecesi sabaha karşı, Mekke-i Mükerreme şehrinde dünyaya geldi. Hicret’ten 53 kameri sene önce idi. Önümüzdeki 19 Kasım 2018 Pazartesi gününü Salı’ya bağlayan gece Mevlid Kandili’dir. Yani hicri takvime göre Peygamber efendimizin 1493’üncü doğum yıl dönümüdür.

MÜSLÜMANLARIN BAYRAMI

Mevlid doğum zamanı demektir. Her peygamberin ümmeti, kendi peygamberinin doğum gününü bayram yapmıştır. Bugün de Müslümanların bayramıdır. Neşe ve sevinç günüdür. Her sene hicri takvime göre tespit edilen bu gece, dünyanın her tarafındaki Müslümanlar tarafından Mevlid Kandili olarak kutlanmakta, Kur’ân-ı Kerîm, ilahiler ve Mevlid kasideleri okunarak Resûlullah efendimiz hasretle hatırlanmaktadır.

Peygamber efendimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” nübüvvetten sonra, her yıl bu geceye ehemmiyet verirdi. Mevlid gecelerinde ashabına ziyafet verir, dünyayı teşrifindeki ve çocukluk zamanındaki olayları anlatırdı. Hazreti Ebû Bekir de halife iken ashabı toplar, Resûlullah efendimizin dünyayı teşrifindeki harikulâde hâlleri konuşurlardı.

Bu gece, Resûlullah’ın doğum zamanında görülen hâlleri, mucizeleri okumak, dinlemek, öğrenmek çok sevaptır. Peygamber efendimizi öven çeşitli Mevlid kasideleri vardır. 200 civarında Türkçe Mevlid arasında meşhur olan ve Türkiye’nin her köşesinde, her zaman seve seve okunan Mevlid Kasidesi’ni Süleyman Çelebi (ö. 1422), 15. asrın başında yazmıştır. Asıl adı Vesîletü’n-Necât yani Kurtuluş Vesilesi’dir. 16 bölüm ve 770 beyitten meydana gelir. Mevlid-i şerîf okumak, Resûlullah’ın dünyaya gelişini, Miracını ve hayatını anlatmak, onu hatırlamak, onu övmek demektir. Mevlid Gecesi, Kadir Gecesi’nden sonra en kıymetli gecedir. Bu gece Peygamber “sallallahü aleyhi ve sellem” efendimiz doğduğu için sevinenler affolur.

Bu gece Allah rızası için Mevlid cemiyeti yapmak, Mevlid kasidesi okumak, salevat-ı şerîfe getirmek, tatlı şeyler yedirip içirmek, hayrat ve hasenat yapmak, böylece bu gecenin şükrünü yerine getirmek çok sevaptır. Diğer kandillerde olduğu gibi, bugün de Kur’ân-ı Kerîm ve ilmihâl kitapları okumalı, kaza namazı kılmalı, sadaka vermeli, dua etmeli, Cenabı Hak’tan af ve mağfiret dilemelidir.

HAZRETİ ÂDEM’E EMANET EDİLEN NUR

O en iyi insanın, anaları, babaları da hep iyi idi. Allahü Teâlâ yarattığı insanlar arasında, onun için en iyi anaları, babaları seçti. Hazreti Âdem’in alnına koyduğu nurunu önce Havva validemize, ondan Şit aleyhisselama, ondan da nesilden nesile geçerek İbrahim ve İsmail aleyhisselam yoluyla gerçek sahibine intikal etti. Çeşitli dillerde yazılmış Mevlid kasidelerinin hepsinde, Peygamber efendimizin ana ve babalarının tertemiz oldukları anlatılır. Mesela Süleyman Çelebi’nin Mevlid Kasidesi’nde şöyle yazılıdır:

Hak Teâlâ çün yarattı Âdem’i

Kıldı Âdem’le müzeyyen âlemi

Mustafa nurunu alnında kodu,

Bil Habibim nurudur bu nur dedi.

Kıldı ol nur, anın alnında karar,

Kaldı anın ile nice rûzigâr.

Sonra Havva alnına nakletti bil,

Durdu anda dahi nice ay ve yıl.

Şit doğdu, ona nakletti nur,

Anın alnında, tecelli kıldı nur.

İrdi İbrahim ve İsmail’e hem,

Söz uzanır ger kalanın der isem.

İşbu resmile müselsel, muttasıl,

Tâ olunca Mustafa’ya müntekıl.

Geldi çün ol Rahmeten lil âlemîn,

Vardı nur, anda karar kıldı hemîn.

Resûlullah’ın “sallallahü aleyhi ve sellem” babası Abdullah’ın güzelliği, Mısır’a kadar şöhret bulmuş, alnındaki nurdan dolayı iki yüze yakın kız, evlenmek için Mekke’ye gelmişti. Fakat Muhammed aleyhisselâmın nuru Âmine’ye nasip oldu. Evlendiklerinde babası Hazreti Abdullah on sekiz, annesi Hazreti Âmine on dört yaşında idi. Ticaret için gittiği Şam dönüşü Medine’de hastalanan Hazreti Abdullah, Peygamber efendimizin doğumundan yedi ay önce vefat etti.

SERVERİ KÂİNAT DOĞUYOR

Peygamber efendimizin dedesi Abdülmuttalib, Mekke’ye hâkim olan Kureyş kabilesinin reisi idi. Abdülmuttalib’in babası Haşim’in soyu olan Haşimîler, Kureyş kabilesinin on kolu içinde en şereflisi idi. Kureyş’in reisinin torunu olarak dünyaya geldiğinde, Peygamber efendimizin on iki amcası ve altı halasından hayatta olanlar ve bütün Kureyş halkı büyük sevinç yaşadı. Hatta amcalarından Ebû Leheb, cariyesi Süveybe “Kardeşin Abdullah’ın oğlu oldu.” diyerek kendisine müjde getirince sevinmiş, “Ona süt vermek şartı ile seni azat ettim.” demişti.

Ona Muhammed adını, dedesi Abdülmuttalib koydu. Onun adının yeryüzüne yayılacağını, herkesin onu medh ü sena edeceğini rüyasında görmüştü. Muhammed çok övülen demektir. Doğduğu zaman göbeği kesilmiş ve sünnet olmuş görüldü. Yeryüzünü şereflendirince şehadet parmağını kaldırdı ve secde etti. Melekler beşiğini sallardı. Beşikte iken konuşmaya başladı.

Evvela mübarek annesi dokuz gün, sonra Ebû Leheb’in cariyesi Süveybe birkaç gün emzirdi. Sonra Benî Sa’d köyünden Haris’in zevcesi Halîme iki sene emzirdi. İki sene daha bu köyde kalarak dört yaşında Mekke’ye getirildi. Altı yaşında iken annesi Hazreti Âmine, sekiz yaşında iken dedesi Abdülmuttalib vefat etti. Bu seneden sonra kendisine amcası Ebû Talib baktı.

BAKTILAR AMA GÖRMEDİLER

Kırk yaşına gelince, Mekke’nin kuzeyindeki Hira Dağı’nda bulunan mağarada Cebrail “aleyhisselâm” tarafından bütün insanlara ve cinlere peygamber olduğu bildirildi. Üç sene sonra aynı melek sürekli gelmeye başlayarak bütün Kur’ân-ı Kerîm’i yirmi senede indirdi. Cebrail “aleyhisselâm” kendisine yirmi dört bin kere gelmişti.

Peygamberliğini üç sene açıklamayıp sonra Hak Teâlâ’nın emri ile tebliğ eyledi. O zamana kadar kavmi arasında çok sevilip sayıldığı halde Kureyş’in ileri gelenleri kibir ve inatlarından iman etmediler. Ebü’l-Hasen-i Harkânî hazretleri buyuruyor ki “Ebû Cehil ve Ebû Leheb gibi ahmaklar, Allahü Teâlâ’nın sevgili peygamberini görmediler. Ebû Talib’in yetimi, Abdullah’ın oğlu Muhammed’i gördüler. O gözle baktılar. Eğer Hazreti Ebû Bekir gibi bakarak Resûlullah olarak görselerdi, eşkıyalıktan, küfürden kurtulur onun gibi yüksek derecelere ulaşırlardı.” Nitekim A’râf sûresinin 198. ayetinde mealen “Sen onların sana baktıklarını görürsün, hâlbuki onlar görmezler.” buyurulmaktadır.

Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” ilk olarak yirmi beş yaşında Hazreti Hatice validemizle evlendi. Hazreti Hatice kırk yaşında ve dul idi. Fakat malı, güzelliği, aklı, ilmi, şerefi, nesebi, iffeti ve edebi pek fazla idi. Hazreti Hatice vefat edene kadar yirmi beş sene beraber yaşadılar. O hayatta iken Peygamber efendimiz hiç evlenmedi. Peygamber efendimiz Hazreti Hatice’nin vefatından 5 sene sonra, 55 yaşında iken Hazreti Ebû Bekir’in kızı Ayşe validemizle evlendi. Ölünceye kadar sekiz sene onunla yaşadı. Diğer zevcelerini hep Ayşe validemizden sonra, dinî ve siyasi sebeplerle veya merhamet ve ihsan ederek nikâhlamıştır. Bunların hepsi dul idi. Çoğu yaşlı idi. Peygamber efendimizin oğulları Kasım ve Abdullah ile kızları Zeyneb, Rukayye, Ümmü Gülsüm ve Fatıma, hep Hazreti Hatice’den doğmuştur. Üçüncü oğlu ve son çocuğu İbrahim, Hazreti Mariye’den doğmuştur. Çocuklarından Hazreti Fatıma dışındakiler Peygamber efendimizin vefatından önce, Hazreti Fatıma 5,5 ay sonra vefat etmişlerdir.

İSMİNİ BİZZAT CENABI HAK YÜKSELTTİ

Resûlullah’ın “sallallahü aleyhi ve sellem” peygamberliğini işiten herkesin, ona iman etmesi lazımdır. İşittikten sonra iman etmeden vefat eden, Cehenneme girecek ve orada sonsuz olarak azap çekecektir. Onun peygamber olduğuna inanmamak, onun büyüklüğünü, üstünlüğünü anlamamak, onun kıymetini, şerefini azaltmaz. Allahü Teâlâ İnşirâh sûresinin 4. ayetinde “Senin zikrini yükseltmedik mi?” buyuruyor. Nitekim yeryüzünde bir derece batıya gidildiğinde namaz vakitleri dört dakika sonra başladığı için, dünyanın her yerindeki Müslümanlar, her günün her dakikasında ezan okumakta, onun mübarek ismi her yerde her an, saygı ve sevgi ile söylenmektedir.

Onun dininin gönderilmesi ile bütün diğer semavi kitaplar ve dinler yürürlükten kaldırılmıştır. Bu kitaplar zaten, daha önce insanlar tarafından tahrif edilmiş, bozulmuş idi. Nitekim bugün aslı üzere Tevrat ve İncil yoktur. Olsa bile, hükümleri yürürlükten kaldırılmış olduğundan geçerli değildir. Onun gönderilmesi ile peygamberlik son buldu. Ondan sonra peygamber gelmeyecektir. Onun dine davetinden başka diğer davetler kabul olunmaz. Zira İslam dini onun gelmesi ile ve o hayatta iken kemâle erdirilmiştir. Nitekim, Mâide sûresinin 3. ayetinde mealen “Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. Size nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı seçtim.” buyurulması bu hususu bildirmektedir. 

Kıymetli okuyucularımın Mevlid Kandili’ni şimdiden tebrik eder, habibi Muhammed aleyhisselamın yüzü suyu hürmetine milletimize ve insanlığa hayırlar getirmesini Yüce Mevla’dan niyaz ederim.

 Bu makale, 13 Kasım 2018 tarihli Yeni Çağrı Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

https://www.yenicagri.com/wp-content/uploads/2018/11/yeni-cagri-gazetesi-13-kasim-2018-sali-tarihli-gazete-sayfalari-5.jpg


Yorumunuzu yazın...

    Friday the 18th. Telif Hakkı © 2012 http://www.ibrahimpazan.com Her hakkı saklıdır.
    Copyright 2012

    ©