BENİ O'NU SEVENLERİ SEVENLERDEN EYLE! (5.11.2019) Yeni Çağrı

Yazdır

Kıymetli okuyucularım. Bu yazımda sizlere tanınmış din büyüklerimizden İbrahim bin Edhem hazretlerinin bir kıssasından çok etkilenen ve bu kıssayı anlatan bir de şiir yazan, bununla da kalmayıp kıssadaki ve tabii ki onu anlatan şiirindeki ana cümleyi, ölmeden evvel mezar taşına kazdırılmasını vasiyet eden İngiliz şair ve yazar James Leigh Hunt’tan bahsedeceğim. Ama önce İbrahim bin Edhem hazretlerini kıymetli arkadaşım ve hemşehrim İrfan Özfatura’nın tadına doyulmaz anlatımıyla kaleme aldığı 8 Temmuz 2016 tarihli Türkiye gazetesinde yayınlanan “Sultanlıktan dervişliğe” başlıklı yazısından öğrenelim:

Babası Edhem padişah idi, unutuldu gitti. Oğlu İbrahim fakirliği seçti, onu dünya bildi.

Belh Sultanı Edhem, oğlu İbrahim’in üzerine titrer âdeta. Önüne kırk altın kalkanlı fedai koyar, ardına kırk altın gürzlü cengâver takar. Geçtiği yer panayır kesilir, tuğlar, ziller, davullar...

Sarayda ziyafet eksik olmaz. İşte akça pilavların, kızarmış etlerin, serin şerbetlerin koşuşturulduğu gecelerden birinde kimsenin tanımadığı bir zat çıkagelir, oturur sofraya.

Muhafızlar tutulup kalır, mâni olamazlar. İbrahim bin Edhem şaşkındır, sorar “Sizi tanıyor muyuz acaba?”

- Sanmam! Öylesine bir yolcuyum, sadece konaklayacağım burada.

- İyi ama burası han değil ki?

- Ne ya?

- Saray!

- Sizden evvel kim oturuyordu burada?

- Filan kişi!

- Ondan evvel

- Feşmekan!

- Bu nasıl saray ki biri gidiyor biri geliyor. Söyle farkı ne handan?

YOLCU

Genç şehzade hadisenin tesirinden kurtulamaz. Gece dön o tarafa, dön bu tarafa, bir türlü uyku tutmaz.

Sahi nereye gitmektedir böyle? Ye, iç, eğlen, nereye kadar?

Gecenin ilerleyen vakitleri tavanda ayak sesleri. Pencereyi açar “Hey! Kim var orada?”

- Kervancı! Develerimi arıyorum da!

- Devenin ne işi var damda?

- Bunu kuş tüyü yatakta hakikati arayan biri mi soruyor bana?

Kalbine bir ateştir düşer, yanıp tutuşmaya başlar.

AVCI

O cıvıl cıvıl gence bir şeyler olmuştur sanki. Ebeveyni gamı kasveti dağılsın diye onu ava yollar. Ata binmek, iz sürmek iyi gelecektir ihtimal.

Genç şehzade mahir avcıdır, nitekim bir ceylanı sıkıştırmakta zorlanmaz. Gerer okunu. Aaa o da ne? Hayvan kaçmaz, aksine üstüne üstüne gelir, gözünün içine bakar. “Sen bunun için yaratılmadın.” diye fısıldar. “Uyan İbrahim, uyan! Ölüm seni uyandırmadan!”

Eli gevşer, ok bir yana düşer, yay bir yana...

Bir süre kararsız dolanır, atlas kaftanını verir çobana, abasını sopasını alır vurur sahraya!

Merv civarındadır. Bir âmâ adımını köprüye atayım derken düşmesin mi boşluğa. Şehzademiz “Allahümmahfazhu” (Ey Allah’ım. Kurtar onu!) deyince ne olur biliyor musunuz? Adamcağız havada kalakalır, yoldaşları yetişir elinden tutarlar.

Edhem oğlu İbrahim de şaşar buna.

SEYYAH

Bir süre Nişabur’da yaşar. Mağaraları mesken tutar, kavurucu günler, dondurucu ayazlar... Ne zaman ki insanlar ona tazim ve hürmette bulunurlar, başka diyarlara yelken açar.

Sonra Haremeyn’e yönelir, Kâbe ve Ravda hasreti dayanılmaz olmuştur zira... Eğer bir kervana, kafileye katılsa kolayca vasıl olacaktır menzili maksuduna. Lâkin o kumlara bata bata gider, alnını secdeye koya koya.

14 yıl çöllere katlanır, dile kolay.

Haremeyn sakinleri yanık dervişin methini duymuş, karşılamaya çıkmışlardır. Bakın şu işe ki İbrahim bin Edhem’i, İbrahim bin Edhem’e sorarlar.

Mübarek “Bırakın onu.” der, “Karşılamaya değmez. İşiniz mi yok bu sıcakta!”

NAR

Mübarek “Helal lokma için çalışmak, geceleri ibadet edip, gündüzleri oruç tutmaktan efdaldir.” buyurur, alnının teriyle geçinmeye bakar.

Bahçe bekçiliği yaptığı günlerden birinde bağ sahibi eşi dostu ile gelir, çardaklara kurulurlar. “Misafirlerime en tatlı narlardan getir.” der, “İyi seç, doyamasınlar tadına!”

Gel gelelim getirdiği narların tamamı ekşi çıkar.

Bağ sahibi, “Şunca zamandır bekçilik yapıyorsun, ekşisini tatlısını ayıramıyor musun hâlâ?” diye çıkışır.

- Yemediğim narların tadını nerden bilebilirim ki?

- Hiç mi yemedin?

- Asla.

- Tuhafsın vesselam. Bazen “İbrahim bin Edhem misin be adam?” diyesim geliyor sana...

HURMA

Bir gece Mescid-i Aksâ’da kalmak ister. Vazifeliler görmesinler diye sokulur hasırların arasına. Gecenin ilerleyen saatlerinde kapı açılır, dervişler doluşurlar. “Burada tanımadığımız biri var.” derler “Kim ola?” Mihraptaki aksakal tebessüm eder “İbrahim bin Edhem’dir, kırk gündür kalp huzuru ile ibadet edemiyor da.”

Ortaya çıkıp “Doğru söylüyorsunuz.” der, “Neden acaba?”

- Hatırlarsan Basra’da hurma satın almıştın. Bir tanesi yere düşmüştü ve onu zembiline atmıştın. Senin sandın ama tezgâhtan yuvarlanmıştı aslında. İşte o hurma…

Hemen Basra’ya koşar, hurmacıdan helâllik ister yana yakıla.

VE İNGİLİZ ŞAİR HUNT

İrfan Bey’in şiirsel anlatımından ayrılıp konumuza dönersek 1784-1859 yılları arasında yaşayan İngiliz şair ve yazar James Leigh Hunt, İbrahim bin Edhem hazretlerinin “Beni O'nu sevenleri sevenlerden eyle!” duası ile ilgili hem bir şiir yazmış hem de bu sözü mezar taşına kazdırmıştır. Bu davranışı onun işin aslını anladığına ve Peygamber efendimizin “Kişi sevdiğiyle beraberdir.” hadis-i şerifinin künhüne vakıf olduğuna delalet ediyor. Kim bilir bu büyük Allah dostuna, İbrahim bin Edhem hazretlerine olan sevgisi belki de onu kurtarmıştır.

Nakledildiğine göre en beğendiği bu şiirini bir dostu güzel bir hatla yazdırıp çerçeveletmiş, Hunt da bunu çalışma masasının üzerine asmıştır. Şairin mezarı Londra’nın merkezindeki Kensal Green Cemetery’dedir. Hazreti İsa ve Meryem tasvirleri ve haçlarla dolu mezarlıkta onun mezarı gayet sadedir. Düz mezar taşında sadece bir defne dalının sardığı kabartma bir vazo figürü ile “Write me as one that loves his fellow men.” cümlesi bulunur.

Bu ifade çok sevdiği “Abou ben Adhem” şiirinden alınmıştır. İşte B. Sarıbay’ın çevirisiyle o şiir:

Ebû bin Edhem (Kabilesi yücelsin!)

O gece sakin ve derin bir rüyadan uyandı.

Odasına ay doğmuştu sanki zambaklar patlamakta

Bir melek altından deftere satırlar sıralamakta.

Bu huzur Ebû bin Edhem’i yüreklendirdi,

Sorma cesareti buldu, “Yazdıkların neydi?”

Melek kaldırdı başını, sevimli, müşfik, ahenkli,

Nezaketle cevap verdi, “Allah’ı sevenlerin isimleri.”

“Aralarında ben de var mıyım peki?” “Yok, ne yazık ki.”

Yaz beni de “O’nu sevenleri sevenlerden biri.” diye!

Melek yazdı ve kayboldu. Ve ertesi gece

Geldi yine uyandıran parıltının haşmetiyle

Defteri gösterdi “Bunlar ise Allah’ın sevdiklerinin isimleri.”

Bakın şuna ki! Bin Edhem öncülük etmekteydi hepsine.

BU DA ŞİİRİN ASLI

Abou Ben Adhem (may his tribe increase!)

Awoke one night from a deep dream of peace,

And saw within the moonlight in his room,

Making it rich and like a lily in bloom,

An angel writing in a book of gold.

Exceeding peace had made Ben Adhem bold;

And to the presence in the room he said,

“What writest thou?” The vision raised its head,

And, with a look made of all sweet accord,

Answered, “The names of those who love the Lord.”

“And is mine one?” said Abou. “Nay, not so,”

Replied the angel. Abou spoke more low,

But cheerly still; and said, “I pray thee, then,

Write me as one that loves his fellow-men.”

The angel wrote, and vanished. The next night

It came again, with a great wakening light,

And showed the names whom love of God had blessed; 

And, lo! Ben Adhem's name led all the rest.


Bu makale, 5 Kasım 2019 tarihli Yeni Çağrı gazetesinde yayınlanmıştır.


https://i1.wp.com/www.yenicagri.com/wp-content/uploads/2019/11/yeni-cagri-gazetesi-5-kasim-2019-sali-tarihli-gazete-sayfalari-5.jpg

 

Yorumunuzu yazın...

    Wednesday the 11th. Telif Hakkı © 2012 http://www.ibrahimpazan.com Her hakkı saklıdır.
    Copyright 2012

    ©