BİZİM HİKÂYEMİZ

Yazdır

Çanakkale Savaşı yıllarıydı. Bursa’ya bağlı Kirmasti kazasının Melik köyünden Salih Efendi, iki oğlunu da cepheye göndermiş onlardan haber bekliyordu. Ancak kardeşlerden dönen olmamıştı. Savaştan sonra köye yaralı olarak dönen Adem Onbaşı acılı haberi getirmişti.

 

İki kardeş de şehit olmuştu. Hele Mustafa’nın şehadeti pek feci, çok elimdi. Mustafa yaralı bir arkadaşını sırtlamış, siperlerin gerisindeki revire götürmüştü. Tekrar sipere döndüğünde hain bir top mermisi kendisine isabet etmiş, bütün vücudunu alıp götürmüş, orada sadece bir bacağı kalmıştı.

 

Köy camisinde, dokunaklı ve gür sesiyle namaz vakitlerinde ezanları hep kendi okuyan Salih Efendi, oğullarının kaybından sonra meczup hale gelmişti. Her iki oğlunun hanımları gencecik yaşta dul, küçücük torunları yetim kalmıştı. Artık yüksek yerlere, ağaçlara çıkıyor, yanık sesiyle oğulları için ağıtlar yakıyor, sesi ovalarda yankılanıyor, diğer köylere kadar ulaşıyordu. Duyanların yürekleri burkuluyor, gözyaşlarını tutamıyorlardı.

 

Şehit kardeşlerden Mustafa’nın 19 yaşındaki dul eşi Fevziye, 1,5 yaşındaki kızı Hacer ve 6 aylık oğlu Hasan’la birlikte ortada kalıvermişti. Artık bir ümit savaştan döner diye bekledikleri Mustafa yoktu. Bin bir yokluk ve sıkıntı içinde geçen günler, onlar için daha da zorlaşmıştı.

 

Fevziye Hanım 12 sene boyunca evlenmemiş, yetimlerini büyütmüştü. Ama artık dayanacak gücü kalmamıştı. Kadın başına hayat şartlarıyla başa çıkamıyordu. Sonunda, tarlalarda gündelikle çalışmak üzere başka yerlerden gelen işçilerden Behlül Efendi’yle evlenmiş ve Kestelek Köyü'ne taşınmıştı. Birkaç sene sonra yeni eşinden çocukları olmuş, artık genç kız olan yetim Hacer’e ve kardeşi Hasan’a, yetimliğin mahut kaderi olarak evde yer kalmamıştı.

 

Başka bir savaş gazisi Mutaf Mehmet Efendi de o sıralarda eşini kaybetmiş, iki çocuğuyla 42 yaşında dul kalmıştı. Çocukları 14 yaşında Bekir ve 10 yaşında Hasibe bakıma muhtaçtı. Zaman zaman köyüne dönse de 17 sene süreyle askerlik yapmıştı. Cepheden cepheye koşmuş, yorulmuştu. Savaşın korkunç izlerini vücudunda taşıyordu. Bunlardan bazıları içine yumurta sığacak büyüklükte oyuklardı. Hasılı yıllar süren savaşların Türk erkeklerini ekin gibi biçtiği o yıllarda evlenecek fazla erkek de yoktu. Sonunda şehit Mustafa’nın yetimi, 18 yaşındaki Hacer’i, Mutaf Mehmet Efendi’yle evlendirmişlerdi. Kardeşi Hasan’ı da yanına alan tazecik gelin, belki de kendi babasıyla birlikte Çanakkale’de savaşmış iki çocuklu Mutaf Mehmet Efendi’nin öksüz çocuklarının annesi olmuştu.

 

Hacer Hanım'ın Mutaf Mehmet Efendi'den 3 kızı olmuştu. 20 yıllık bir evlilikten sonra 1951 yılında Mutaf Mehmet Efendi 63 yaşında vefat etti. Şehit kızı Hacer Hanım'ın çilesi daha bitmemişti. Yıllar önce annesinin başına geldiği gibi o da yaşları 8 ilâ 15 arasındaki 3 kızıyla dul kalıvermişti. Bu defa onun evinin başına bir erkek, kızlarına bir baba gerekmişti.

 

Komşular araya girmişler, evinde biri askerlik çağında, diğer ikisi 6 ve 11 yaşında 3 çocuğuyla Hacer Hanım gibi yenice dul kalmış Pomak Mehmet Usta’yı kendisine salık vermişlerdi. Çaresiz, iki aile 1952 yılında bu şekilde birleşmişti. İnşaat ustası Pomak Mehmet Usta oğlu İsmail ile dışarıda inşaat işleri yapıyor, evde kızlar yemenilerin kenarları için oya işleyip kasaba pazarındaki satıcıya veriyorlardı.

 

Hacer Hanım’ın ortanca kızı Kıymet, aralarında kasabanın namlı hocası Fatme Molla'nın da olduğu hocalarından aldığı 2 senelik bir eğitimden sonra 10 yaşında Kur’an-ı Kerim hafızı olmuş, ancak babasının ömrü, Mustafakemalpaşa Hamzabey Camii’nde yapılan hafızlık merasimini görmeye elvermemişti. O ne merasimdi öyle… Bütün kasaba halkı bu kadar küçük yaşta 600 sayfa Kur’an-ı Kerim’i kusursuz olarak ezberleyen bu küçük kızı görmek için camiye akın etmişlerdi.

 

Kıymet’in üvey babası Pomak Mehmet Usta, askerlik görevi için 1954’te Kore’ye giden oğlu 2 sene sonra dönünce, onu evlendirmek için fazla uzağa gitmemişti. 16 yaşına giren üvey kızı Kıymet’i oğlu için zaten öteden beri düşünmekteydi. Kendi deyimiyle “avucundaki kuşu” kaçırmaya hiç niyeti yoktu. 1957 başında iki gencin düğünleri yapıldı. Babalarının evinden ayrılıp kiraya çıktılar.

 

Genç çiftin ilk oğulları İbrahim 2 odalı küçücük bir kira evinde doğdu. Belediyenin ucuz fiyata tahsis ettiği 100 metrekare arsanın üzerine Koreli Pomak İsmail Usta'nın kendi yaptığı ev bitene kadar birkaç kira evi daha değiştirdiler. Evden eve taşınırken eşyaları bir at arabasına sığardı. At arabasının arkasında yeni evlerine giderlerken ellerinde ayna ve idare lambası olurdu. Çünkü eşyalarından kırılacak olanların en değerlileri sadece onlardı.

 

Mahalle bakkalındaki veresiye defterinin bir türlü kapanmamasından usanan Pomak İsmail Usta 1964 yılında Almanya’ya işçi olarak gitti. Gerçi Hafız Kıymet Hanım'ın, yüzünü senede 1 ay kadar gördüğü bir kocası vardı ama annesi Hacer Hanım, üvey babası ve kayınpederi Pomak Mehmet Usta ile iki çocuğunun yaşadığı evde bir anlamda 23 yaşında dul kalmıştı. Artık kendisini, 50 metrekare evlerini kondurdukları arsanın avlusuna yaptıkları bir odada, mahalle halkının çocuklarına Kur’an-ı Kerim öğretmeye adamıştı. Ayrıca kasaba halkının, vefat edenlerin ardından mevlid, Kur’an-ı Kerim okuma gibi taleplerini karşılardı. Bu gibi hizmetlerde bir şey verirlerse kabul eder, vermezlerse bir şey istemezdi. Kendisini herkes sever ve sayardı.

 

Bu arada Hacer Hanım çileyle geçen bir hayatın yorgunluğuna dayanamadı. 1966 Ramazanında 54 yaşında vefat etti. Tekrar dul kalan Pomak Mehmet Usta da zaman zaman gelse de alıp başını Bursa’ya gitti. Kıymet Hanım artık evinin hem kadını hem de erkeğiydi. Oğlu İbrahim Bursa Erkek Lisesi’ni parasız yatılı kazandığı zaman 1972’de diğer oğlu Erol ile birlikte bir ara kocasının yanına Almanya’ya gitti. Oradaki hayata ayak uyduramayıp 5 sene sonra geri döndü. Bu arada Almanya’da işsizlik artmış, Pomak İsmail Usta da eve para gönderemez olmuştu. Almanya’da doğurduğu üçüncü oğlu Yusuf ile Mustafakemalpaşa’da yalnız yaşamaktan usanıp, 90’lı yılların başında ortanca oğlu Erol’un yanına İstanbul’a taşındı.

 

1994’de Almanya’dan kara bir haber geldi. Pomak İsmail Usta yalnız yaşadığı evde kalp krizi geçirmiş ve vefat etmişti. Cenazesini uçakla getirtip, kasabaya defnettiler. Kıymet Hanım artık gerçekten dul kalmıştı.

 

Merter’de oturduğu bahçe katı mütevazı evinin etrafında, kendi kasabasındaki gibi onu seven ve sayan bir çevre edinmişti. 2005 Mayıs'ı sonunda ilk kalp krizi ile sarsıldı. Hastane günlerinin ardından bolca ilacın kullanıldığı bir bütün seneden sonra 2006 Haziranı başında ikinci kriz kendini gösterdi. Kalbi besleyen ana damara takılan iki adet ilaçlı stentten sonra taburcu oldu. 1 ay sonra ambulans yine kapıdaydı. Bu defa bir stent de diğer damara takılmıştı.

 

11 Ağustos 2006 Cuma günü hastanedeki kontrolden sonra evinin önünde arabadan inerken “Cenab-ı Hak razı olsun. Bak sana da evlatların nasıl hizmet edecek…” demişti. Pazar günü son görüşüm olduğunu bilmediğim ziyaretimde ise çok canlıydı. Bana ne ikram edeceğini şaşırıyordu. Şen şakrak eskilerden anlatıp sohbet etmiştik.

 

15 Ağustos 2006 Salı sabahı 8:30’da çalan telefon hiç de hayra alamet değildi. Kardeşim annemin kendini iyi hissetmediğini söylüyor, ambulans çağırdığını haber veriyordu. Sesini telefonun öbür ucundan duyabiliyordum. Arabama atlayıp hastaneye yaklaştığımda, bir sağlık görevlisini acil servisin önünde kardeşime bir şeyler söylerken bulmuştum. “Maalesef hastayı kaybettik!” diyordu. O anda ne yapacağımı bilemedim. Dondum kaldım. Başım ellerimin arasında, olduğum yere çöktüm. Ancak dakikalar sonra gözlerimden yaşlar boşanabildi.

 

Annem Hacı Hafız Kıymet Hanım’ın, ninesi şehit eşi Fevziye, annesi şehit kızı Hacer Hanım’ınkine benzeyen 65 yıllık çileli ömrü burada noktalanmıştı. Bir kuş gibi yarım saat içinde uçuvermişti. Cenab-ı Hak mekânını Cennet eylesin.

 

Yazının başlığını “Bizim Hikâyemiz” koydum. Ama hafızanızı şöyle bir yoklayın, küçük farklılıklarla bunun sizin de hikâyeniz olduğuna eminim.

 

Bu makale, 21 Ağustos 2006 tarihinde www.haberkusagi.com internet sitesinde yayınlanmıştır.

 

Merhume annemin, 10 yaşında Kur'an-ı Kerim hafızlığı merasiminden sonra çekilmiş resmi (1951)

 

Merhume annemin, İstanbul, Beylikdüzü, Yakuplu Kabristanı'ndaki kabri

 

Merhum babamın, Bursa, Mustafakemalpaşa, Lalaşahin Mezarlığı'ndaki kabri

 

Merhume anneannemin, Bursa, Mustafakemalpaşa, Lalaşahin Mezarlığı'ndaki kabri


 Merhume anneannem, şehid kızı Hacer Hanım


Yazıda geçen isimlerin birbiriyle bağlantısının, ancak birkaç defa okunduktan sonra anlaşılabildiği ifade edildiğinden kısa bir şecereyi aşağıya koyuyorum:

                                            Salih Efendi 

                                                   I

                                          Mustafa Efendi = Fevziye Hanım = Behlül Efendi

                                          (? - 1915)            (1896-1967)

                                                                 I

Ayşe Hanım = Pomak Mehmet Usta = Hacer Hanım = Mutaf Mehmet Efendi = Bedriye Hanım

(1903-1951)           (1901-1981)            (1912-1966)            (1888-1952)

                   I                                                         I

        Pomak İsmail Usta             =              Hafız Kıymet Hanım

            (1931-1994)                                        (1941-2006)

                                                 I

                                        İbrahim Pazan

 

Merhum dedem Pomak Mehmet Usta 1981 yılı Ekim ayında Mustafakemalpaşa'nın Yumurcaklı Köyü'nde vefat etti. Mezarı oradadır. 80 yaşını geçmişti. 1970'li yıllarda Kur'an-ı Kerim okurken sesini kaydetmiştim. Aşağıdaki kayıtta Haşr suresi 20-24. ayetlerini okuyor. Cenab-ı Hak rahmet eylesin.


 Ses kaydını dinlemek için tıklayınız...

Yorumunuzu yazın...

  • Mesut Ordulu

    Gönderilme Tarihi 2014-03-19 14:03:27

    Allahü Teala hepsine rahmet etsin.
    Biz öyle çile çekmiş ecdadın torunlarıyız.
    O ecdadın yüzüsuyu hürmetine,Allahü Teala hepimize
    Hayırlı ameller,hayırlı evlat ve iman selameti versin.
    Benim anneannem de o sıkıntılı zamanı yaşamış,dört kere
    Evlenmişti.

    Yoruma cevap yazın

  • Fehim Harmanşa

    Gönderilme Tarihi 2012-12-08 20:56:42

    Ne güzel ifadeler. Unutulan değerlerimizden vefayı hatırlattı bana. Hayırlı insanlar imiş... Hak teala rahmet eylesin.

    Yoruma cevap yazın

  • Derya Öztürk

    Gönderilme Tarihi 2012-11-22 10:35:22

    Elinize, kaleminize sağlık. Fevziye Hanım ın 6 aylık oğlu Hasan benim rahmetli dedemdir. Benim için çok özeldir dedeciğim. Hafız halayı da çocukluğumda bir kez görmüştüm. Keşke daha çok tanıma fırsatım olsaydı. Selamlar, saygılar...

    Yoruma cevap yazın

  • Lutfullah Uzun

    Gönderilme Tarihi 2012-10-15 10:55:02

    Bir kısmına vakif olduğum hayat hikayesini daha ayrıntılı olanını okurken mendil ihtiyacım oldu.Gözlüğüm olmasa odadakiler şaşırırlardı.
    Yüce Allah bu çileli insanlara ve geride bıraktıklarını iki cihanda sevdiklerinden ayırmasın .İnşaallah.
    Bu yazıları koyduğun çok iyi olmuş İbrahim abi...Maziden kopanlara bir nebze de olsa fren olur inşaallah
    Hayırlı Mübarek olsun.

    Yoruma cevap yazın

Tuesday the 27th. Telif Hakkı © 2012 http://www.ibrahimpazan.com Her hakkı saklıdır.
Copyright 2012

©