135 YIL ÖNCE BİR AĞUSTOS...

Yazdır

1876 yılı, Osmanlı Devleti’nin 623 yıllık uzun tarihinde çok önemli olayların meydana geldiği bir dönem olarak göze çarpar. Kronolojik olarak sıralarsak şöyle bir manzara ile karşılaşırız:

30 Mayıs 1876: Sultan Abdülaziz Han tahttan indirildi. Yerine ağabeyinin büyük oğlu Sultan Beşinci Murad Han cülus ettirildi.

4 Haziran 1876: Sultan Abdülaziz Han tahttan indirildikten 5 gün sonra bilekleri kesilerek şehit edildi.

31 Ağustos 1876: Sultan Beşinci Murad Han akıl sağlığının bozulması üzerine tahttan indirildi. Yerine kardeşi Sultan İkinci Abdülhamid Han cülus ettirildi.

Yani 135 yıl önce yine böyle bir ağustos ayının son gününe ulaşıldığında, 3 ay içinde iki padişah tahttan indirilmiş, bir padişah öldürülmüş bulunuyordu. 46 yaşında ve güçlü kuvvetli ve de gayet sağlıklı bir padişah olan amcası Sultan Aziz’in başına böyle bir hadise geleceğini, dahası 3 ay sonra kendinden sadece 2 yaş büyük olan ağabeyinin de tahttan indirilip sıranın kendisine geleceğini Şehzade Abdülhamid Efendi herhalde rüyasında bile görse inanmazdı.

O sırada 33 yaşını süren Sultan Hamid, 3 aylık bir veliahd şehzadelikten sonra inanılmaz olayların akabinde kendini darbecilerin karşısında bulmuştu. Maslak Köşkü’nde yapılan görüşmede Sadrazam Mütercim Rüşdü Paşa ve Şura-yı Devlet Reisi Midhat Paşa, meşrutiyeti ilan etmesi kaydıyla kendisinin tahta geçmesine razı olacaklarını bildirdiler. Abdülhamid Efendi, 1876 darbesinin beyni olan Midhat Paşa’yı elde etmek için meşrutiyet taraftarı göründü. Rüşdü Paşa’ya da ömür boyu sadarette kalacağından söz etti.

Bunun üzerine Rüşdü Paşa kabineyi topladı. Görüşmeler sonunda önce mevcut padişah iyileşene kadar Veliahd Şehzade Abdülhamid Efendi’nin “naib-i saltanat” olması fikri öne çıktı. Ancak bu teklif Veliahd tarafından reddedildi. Sonunda bütün nazırlar padişahın tahttan indirilmesi ve Veliahd’in cülus ettirilmesi hususunda birleştiler.

Meşrutiyet anayasası olan Kanun-ı Esasi Midhat Paşa başkanlığında, Ziya Paşa ve Namık Kemal’in de katıldığı bir heyet tarafından hazırlanarak 23 Aralık 1876 günü padişah tarafından onaylanarak Birinci Meşrutiyet ilan edilmiş oldu.

Bu arada Rüşdü Paşa, Midhat Paşa’nın entrikaları kadar, ilanına hazırlanılan meşrutiyetten de ürktüğü için 19 Aralık’ta istifa etmiş, yerine Midhat Paşa getirilmişti. Bu haris adam, Sultan Aziz zamanında 2 ay kadar yapıp hevesi kursağında kalarak azledildiği sadrazamlık makamına böylece tekrar gelmiş oluyordu.

Midhat Paşa’nın yeni anayasaya koydurduğu 113. madde, padişaha siyasi bakımdan mahzurlu gördüğü bir kişiyi İstanbul’dan sürme hakkını tanıyordu. Paşa bu maddeyi koydurtmakla avucunun içine aldığını düşündüğü padişaha, kendisine muhalif olan kişileri sürdürtmeyi planlamıştı. Nitekim 1 ay 17 gün süren bu ikinci sadrazamlığında pek çok kişiyi sürdürmüştür. Her akşam rakı sofralarında devletin en mühim sırlarını ifşa eden, padişah hakkında bile ileri geri konuşan bu adamla Sultan Hamid’in anlaşması ise mümkün değildi. Nitekim 5 Şubat 1877 günü kendi koydurduğu anayasa maddesine dayanılarak padişah tarafından azledildi ve İzzeddin vapuruna bindirilerek İtalya’nın Brindisi şehrine bırakıldı.

Paşa sürülürken “Eğer beni buradan sürerseniz, memleket mahvolur!” demişti.

Yetmemiş “ Teessüf ederim ki İstanbul’a geri döndüğümde ne şevketlü efendimizi bu saraylarda ve ne de mülkü yerinde göremeyeceğim!” yollu tehditler savurmuştu.

Hatta kendisini yurt dışına götüren vapur Çanakkale Boğazı’ndan geçerken İstanbul’da ihtilalin başlayıp başlamadığını sormuştu.

Sultan Hamid meşru hükümdar-halife olan amcasını gayrimeşru olarak tahttan indiren ve sonrasında katlettiren darbecileri mahkemeye sevk etmek için 5 yıl sabırla bekledi. Şimdiki tabirle “özel yetkili” Yıldız Mahkemesi, hazırlık sorguları tamamlanan sorumluların muhakemesine 27 Haziran 1881’de başladı. O sırada hayatta olanlardan zaten mahpus veya sürgünde olmayan 13 sanık, Sultan Aziz’in katli hadisesine karışmaktan yargılandı. Bazı sanıkların ise aslında, meşru devlet başkanını devirmekten yani darbe yapmaktan da yargılanmaları gerektiği konusunda tarihçiler arasında bir kanaat vardır.

Mahkeme işini, ara verilmeksizin yapılan celselerle 3 günde bitirdi. Padişahın bileklerini kesen bahçıvanlar Mustafa, Mehmed ve Cezayirli Mustafa Pehlivan, mabeynciler Fahri ve Binbaşı Ali Bey, Binbaşı Necib Bey, Şeyhülislam Hayrullah Efendi, Rüşdü, Mahmud, Nuri ve Midhat Paşalar idama; Seyyid ve İzzet Beyler 10’ar yıl hapse mahkûm edildiler. Padişah kurduğu istişare komisyonunun da görüşlerini alarak idam cezalarını müebbed hapse çevirdi. 28 Temmuz 1881 günü İzzeddin vapuru, o sırada yaşlı ve hasta olduğu için Manisa’da bulunan Rüşdü Paşa ile Medine’de bulunan Hayrullah Efendi dışındaki mahkûmları alarak Taif’e götürdü. Hayrullah Efendi Medine’de tevkif edilip oradan Taif’e sevk edildi. Rüşdü Paşa’nın cezası infaz edilemeden 1 yıl kadar sonra vefat etti. Diğer çete mensuplarına gelince, Serasker Hüseyin Avni Paşa darbeden kısa bir süre sonra maktul padişahın kayınbiraderi Çerkes Hasan Bey’in kurşunlarıyla hayatını kaybetmişti. Yine darbenin baş sorumlularından Bahriye Nazırı Kayserili Ahmed Paşa o sırada vefat etmiş, vaka sırasında Harbiye ve Askeri Mektepler Kumandanı olan Süleyman Paşa 93 Harbi’ndeki başarısızlığı sebebiyle Bağdat’ta sürgüne gönderilmişti.

Bu özeti bana yazdıran, sadece Sultan Hamid’in 135 yıl önceki bir ağustos ayının sonunda tahta geçtiğini hatırlamamız değildi şüphesiz. Yaşadığımız sıcak yurt gündemindeki hangi hususların da hatıra geldiğini üyelerimizin anlayışına bırakıyorum.

Bu vesileyle mübarek Ramazan ayınızı tebrik ediyor, idrak edeceğimiz bayramı ailelerinizle ve ağız tadıyla geçirmenizi diliyorum.

 

Bu makale, 4 Ağustos 2011 tarihinde http://groups.yahoo.com/group/OSMANLILAR adresindeki OSMANLILAR mesajlaşma grubunda yayınlanmıştır.

 

Yorumunuzu yazın...

    Monday the 26th. Telif Hakkı © 2012 http://www.ibrahimpazan.com Her hakkı saklıdır.
    Copyright 2012

    ©