MİRAÇ KANDİLİ (6.2.2024) Gazete Yazıyor

Yazdır

İslam dininin kıymet verdiği üç ayların içindeyiz. Bunlar malumunuz Receb, Şaban ve Ramazan aylarıdır. Bu ayların içinde kandil denilen ve İslam coğrafyasında asırlardır kutlanılan gün ve geceler mevcuttur. Receb ayının ilk cuma gecesi olan Regâib Kandili bu sene 11 Ocak’ta idrak edildi. Receb ayının yirmi yedinci gecesi olan Miraç Kandili ise mukaddes kitabımız Kur’ân-ı kerîmde bildirildiği üzere Peygamberimizin miracının yıl dönümüdür. Onu da bugün kutluyoruz.

Daha sonra sırada Şaban ayının on beşinci gecesi olan Berat Kandili var ki bu sene 24 Şubat 2024 Cumartesi günü kutlanacak. Akabinde ömrümüz varsa, on bir aydır yolunu gözlediğimiz mübarek Ramazan ayına gireceğiz. Ramazan ayında ise Kur’ân-ı kerîmde bin aydan daha hayırlı olduğu bildirilen Kadir Gecesi var.

Bu vesileyle Miraç Kandilinizi tebrik ediyor, Yüce Allah’tan ülkemizi ve milletimizi yerden, gökten ve devletimizin düşmanlarından gelecek bütün kötülük, bela ve musibetlerden korumasını niyaz ediyorum.

SARAYDA KANDİL GECELERİ

Osmanlı Devleti’nde saray halkının kandil gecelerini nasıl kutladıklarını, II. Abdülhamid Han’ın kızlarından Ayşe Sultan hatıralarından anlatmıştır. Ayşe Sultan Osmanlı Hanedanı 1924’te sürgüne gönderildiğinde, 37 yaşındayken vatandan çıktı. 28 sene sonra Hanedan’ın şehzadeler dışındaki mensuplarına vatana dönme izni çıkınca 1952’de İstanbul’a geldi. “Osmanoğlu” soyadını aldı. Hatıralarının bir bölümü, Hayat dergisinin 6 Nisan 1956’da yayınlanan ilk sayısından itibaren “Babam Sultan Hamit” başlığıyla tefrika edildi. Ayrıca 1960’ta kitap hâlinde “Babam Abdülhamid” ismiyle basıldı. 11 Ağustos 1960 günü 73 yaşında vefat ederek Beşiktaş’taki Yahya Efendi Dergâhı’nda yer alan Şehzade Kemaleddin Efendi Türbesi civarına defnedildi. Gelin şimdi merhume Ayşe Sultan’a kulak verelim:

“Kandil günlerinin akşamları, Yıldız Sarayı’nın Küçük Mabeyn Dairesi’nde Mevlid-i şerîf okunurdu. Babam için ve Mevlid’de bulunacak paşalarla bendegân için minderler konurdu. Mabeyn-i hümâyûna sabahtan tebrike gelenler çok olur, tabii bunlar padişaha arz olunurdu. Babam bu gelenlerden bazılarını Mevlid’e davet ederdi. Mevlid başlamadan önce babam Küçük Salon’da ayakta olarak serasker paşa başta olduğu hâlde vükelâdan gelenleri, damat paşaları ve beyleri, şehzadeleri kabul ederdi. Sonra Mevlid’i okuyacak olan Hamidiye Camii başimamı ile güzel sesli müezzinler girerler, onlar da tebriklerini takdim ederlerdi. Babam gelir, minderin üzerine diz çökerek oturur. Paşalarla beylere “Oturunuz!” emrini verir, herkes yerine geçip otururdu.

Büyük Salon’un koridor tarafına açılan kapısı önüne altın yaldızlı kafesler çekilir, Harem-i hümâyûndan bizler ve valide sultan başta olmak üzere dışardan gelen misafirler sırasıyla minderlere otururduk. Halalarımız, Sultan Aziz’in ve Sultan Murad’ın kızları da bulunurdu. Bunların dışında kalan diğer sultanlar da gelirdi.”

TEPSİLERLE AKİDE ŞEKERİ DAĞITILIYOR

“Mevlid sırasında ikişer kilercinin tuttuğu büyük gümüş tepsilerle akide şekerleri getirilir, önce babama takdim olunur, sonra bütün salonda gezdirilir, herkes birer tane alırdı. Harem tarafına da musahipler getirirdi. Tepsilerin büyüklüğünce muhtelif şekerlerle dolu olan bu yığınlardan herkes alırdı.

Mevlid bitince babam kalkardı. O kalkınca herkes de kalkar, tekrar teşekkürlerini arz ederek çıkarlardı. Bazılarına iltifat eder, biraz konuşurdu. Bütün Mevlid’de bulunanlara ayrıca süslü sepetler ve kutularla şekerler verilirdi. Bu şekerler Hacı Bekir Efendi’den alınırdı.”

PADİŞAH AİLE EFRADIYLA KANDİLLEŞİYOR

“Mevlid’den sonra babam Harem Dairesi’ndeki büyük salona geçer, kâtibe kalfalar teşrifat vazifesini yaparlar, biz de yaş sıramızla salona girip efendimizi tebrik ederdik. Hazinedar usta daima en son girerdi. Babam, annesiyle bir kanepeye otururdu. Sultanlara ve kadınefendilere yer gösterilir, böylece biraz oturulup konuşulurdu. Musahip ağalar gümüş tepsilerle şerbet ve naneli limonatalar getirirler, içerdik. Babam ayağa kalkınca hepimiz birden kalkar, temennalarla salondan çıkardık. Annesini herkesten sonraya bırakıp hususî konuştuğu da olurdu. 

Babam, annesini daima kapıdan karşılar, elini öper, koluna alarak kanepeye kadar getirip oturtur, giderken de kapıya kadar götürüp yine elini öperdi. Annesini uğurlarken, “Allaha ısmarladık valideciğim.” der, valide sultan da “Çok yaşa arslanım.” cevabını verirdi. Hazinedar ustaya da daima, “Nasılsınız usta?” diyerek hatırını sorar, ayrıca iltifatta bulunurdu. İhtiyar usta dualar ederdi. Babam kendi dairesine geçerken koridorun önüne ikinci hazinedar ve bütün hazinedarlar sırayla dizilip tebriklerini arz ederlerdi. Kandil akşamları böyle geçerdi.”

Bu makale, 6 Şubat 2024 tarihli Gazete Yazıyor'da yayınlanmıştır.

https://www.gazeteyaziyor.com.tr/mirac-kandili

Yorumunuzu yazın...

    Friday the 12th. Telif Hakkı © 2012 http://www.ibrahimpazan.com Her hakkı saklıdır.
    Copyright 2012

    ©